Psikiyatri ve Psikoloji Sözlüğü

Bu sözlük, psikiyatri ve psikoterapi görüşmelerinde sık geçen 205 terimin ne anlama geldiğini sade bir dille açıklar. Her terimde kısa bir tanım, günlük hayattan bir örnek ve konuyla ilgili ayrıntılı sayfalara bağlantılar yer alır. Harf başlıklarından ilerleyebilirsiniz. Tanımlar bilgilendirme amaçlıdır; kişiye özel değerlendirme yerine geçmez.

A
A / B / C kümesi kişilik bozuklukları
A, B ve C kümeleri, kişilik bozukluklarının benzer özelliklere göre gruplandırılmasıdır. A kümesi tuhaf ve içe kapalı örüntüleri, B kümesi dramatik ve dürtüsel örüntüleri, C kümesi ise kaygılı ve çekingen örüntüleri kapsar. Bu gruplandırma tek başına tanı koymaz, örüntüleri anlamayı ve karşılaştırmayı kolaylaştırır. Borderline kişilik bozukluğu B kümesinde, kaçıngan kişilik bozukluğu ise C kümesinde yer alır. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu, Kaçıngan Kişilik Bozukluğu
ACT (kabul ve kararlılık terapisi)
ACT, rahatsız edici düşünce ve duyguları ortadan kaldırmayı değil, onlarla mücadeleyi bırakıp değerler doğrultusunda harekete geçmeyi hedefleyen bir yaklaşımdır. Kabul, bilinçli farkındalık ve değer belirleme temel bileşenleridir. Başarı ölçütü olarak belirtinin şiddetindeki azalmaya değil, belirtiye rağmen yaşanan hayatın ne kadar genişlediğine bakar. Kaygı geçtiğinde işe başlamayı beklemek yerine, kaygı sürerken de önemli bulunan adımı atmak bu yaklaşımın özüdür. İlgili sayfalar: Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Agorafobi
Agorafobi, kaçmanın zor ya da yardım almanın güç olabileceği ortamlarda yoğun kaygı duyulmasıdır. Toplu taşıma, açık ve kapalı alanlar, sıra beklemek ve evden yalnız çıkmak başlıca durumlardır. Kişi bu ortamlardan kaçınır ya da ancak bir refakatçiyle girebilir. Kişiler bunu “metroya binebilirim ama yanımda biri olursa” diye tarif eder. İlgili sayfalar: Agorafobi, Panik Bozukluk
Ağrı
Ağrı, doku hasarıyla ilişkili ya da ilişkisiz olarak yaşanan, hem duyusal hem duygusal bir deneyimdir. Süresi üç ayı aştığında kronik ağrıdan söz edilir. Depresyon ve kaygı bozuklukları ağrı eşiğini düşürebilir; ağrının sürmesi de bu tabloları derinleştirir. İki yönlü bir ilişki söz konusudur. Danışanlar bunu “ağrım var diye moralim bozuluyor, moralim bozulunca da ağrım artıyor” diye anlatır. İlgili sayfalar: Bedensel Belirti Bozukluğu
Ajitasyon
Ajitasyon, iç huzursuzluğun gözle görülür motor hareketliliğe dönüşmesidir. Kişi yerinde duramaz, odada volta atar, ellerini oğuşturur, oturup kalkar. Yalnızca hareketlilik değil, ona eşlik eden gergin ve sıkışmış bir iç durum söz konusudur. Ağır depresyonda, mani döneminde, psikotik tablolarda ve bazı ilaç yan etkilerinde görülebilir. Bekleme odasında oturamayıp sürekli koridorda gidip gelen, ellerini kavuşturup açan bir kişide ajitasyondan söz edilir. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Akut stres bozukluğu
Akut stres bozukluğu, travmatik bir olayın ardından ilk üç gün ile bir ay arasında görülen, travma sonrası stres bozukluğuna benzer belirtiler bütünüdür. Belirtiler bir ayı aşarsa tanı travma sonrası stres bozukluğuna dönüşür. Erken dönem müdahalesini mümkün kılmak için ayrı tanımlanmıştır. Trafik kazasının ardından iki hafta boyunca araca binememek ve olayı zihinden atamamak bu tabloya örnektir. İlgili sayfalar: Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Aleksitimi (duyguları tanımada güçlük)
Aleksitimi, kişinin kendi duygularını fark etme, ayırt etme ve sözcüklerle ifade etme güçlüğüdür. Duygular bedensel duyumlar biçiminde deneyimlenir; kişi üzüntü yerine mide ağrısı, kaygı yerine göğüs sıkışması tarif eder. Bedensel belirti bozukluğu ve somatizasyon tablolarında sık görülür. Bir tanı değil, farklı ruhsal durumlara eşlik edebilen bir özelliktir. Kişi çoğu zaman “ne hissettiğimi bilmiyorum, sadece midem düğümleniyor” der. İlgili sayfalar: Bedensel Belirti Bozukluğu
Alevlenme
Alevlenme, kontrol altına alınmış belirtilerin yeniden şiddetlenmesidir. Şizofrenide ilaç kullanımının aksaması, madde kullanımı, uyku düzeninin bozulması ve yoğun stres başlıca tetikleyicilerdir. Her alevlenme işlevsellikte kalıcı bir kayıp bırakabildiği için önlenmesi tedavinin temel hedeflerindendir. Alevlenme öncesinde çoğu zaman uyku düzeninde bozulma ya da içe kapanma gibi erken uyarı işaretleri görülür; bunların tanınması müdahale için zaman kazandırır. İlacını birkaç hafta aksatan bir kişide uyku düzeninin bozulması ve içe kapanmanın başlaması, alevlenmenin habercisi olabilir. İlgili sayfalar: Şizofreni
Alkol kullanım bozukluğu
Alkol kullanım bozukluğu, alkol kullanımının denetlenememesi ve zararlı sonuçlarına rağmen sürdürülmesiyle giden tablodur. Kullanım miktarının artması, bırakma girişimlerinin başarısız olması, yükümlülüklerin aksaması ve yoksunluk belirtileri ölçütler arasındadır. Şiddeti karşılanan ölçüt sayısına göre hafiften ağıra doğru derecelendirilir. Depresyon ve kaygı bozukluklarıyla birlikte görülmesi sık rastlanan bir durumdur. Ani bırakma bazı kişilerde tıbbi gözetim gerektirebileceği için plan mutlaka hekimle birlikte yapılır.
Ambivalans (kararsızlık)
Ambivalans, aynı kişiye, nesneye ya da karara yönelik birbirine zıt duyguların eşzamanlı olarak yaşanmasıdır. Sevgi ile öfke, isteme ile kaçınma aynı anda var olur ve kişi bir tarafa karar veremez. Sıradan kararsızlıktan farkı, çatışmanın süreklilik kazanması ve kişiyi eyleme geçemez hale getirmesidir. Danışanlar bunu sık sık “hem gitmek istiyorum hem kalmak istiyorum, ikisi de aynı anda doğru geliyor” diye anlatır. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
Amigdala (korku merkezi)
Amigdala, beynin derinlerinde yer alan, tehdit algısı ve korku tepkisinin işlenmesinde merkezi rol oynayan yapıdır. Kaygı bozukluklarında amigdalanın aşırı etkin olduğu, ön bölgelerden gelen denetimin ise zayıfladığı bildirilmiştir. Bu denge, psikoterapi ve ilaç tedavisiyle değişebilen bir yapıdadır. Görüntüleme çalışmalarında başarılı psikoterapi sonrası amigdala etkinliğinde değişiklikler bildirilmiştir. Karanlık bir sokakta ani bir ses duyulduğunda kalbin küt küt atması, henüz düşünmeye fırsat kalmadan amigdalanın devreye girmesiyle olur. İlgili sayfalar: Sosyal Fobi, Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Borderline Kişilik Bozukluğu
Anhedoni (keyif alamama)
Anhedoni, kişinin daha önce zevk aldığı etkinliklerden keyif alamaz hale gelmesidir. Yemek, müzik, cinsellik, sosyal temas ya da hobiler eskiden verdiği doyumu vermez. Depresyonun ve şizofreninin negatif belirtilerinin temel bileşenlerinden biridir. Üzüntüden farklıdır: kişi mutlaka acı hissetmez, daha çok bir tatsızlık ve boşluk tarif eder. Tanı sürecinde süresi ve yaygınlığı değerlendirilir. Hastalar bunu genellikle “artık hiçbir şeyden tat almıyorum, en sevdiğim şeyler bile bana bir şey ifade etmiyor” diye anlatır. İlgili sayfalar: Şizofreni, Majör Depresyon
Anksiyolitik (kaygı gidericiler)
Anksiyolitik, kaygı belirtilerini azaltmak amacıyla kullanılan ilaç grubudur. Bir kısmı etkisini hızla gösterir ve kısa süreli kullanım için uygundur; bir kısmı ise düzenli kullanımla haftalar içinde etki eder. Kullanım süresi, bağımlılık riski ve bırakma planı hekim tarafından baştan belirlenir. Yoğun kaygı dönemlerinde kısa süreli bir anksiyolitik, uzun vadede ise psikoterapi ve düzenli ilaç tedavisi birlikte planlanabilir. İlgili sayfalar: Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Anoreksiya nervoza
Anoreksiya nervoza, kilo alma korkusuyla enerji alımının belirgin biçimde kısıtlanması ve buna bağlı olarak beklenenden düşük bir beden ağırlığının sürdürülmesidir. Beden algısı bozulmuştur; kişi zayıflığını fark etmeyebilir. Bedensel sonuçları nedeniyle yakın tıbbi izlem gerektiren bir tablodur. Kalp ritmi, elektrolit düzeyi ve kemik yoğunluğu izlenmesi gereken başlıca alanlardır. İlgili sayfalar: Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu
Antidepresan
Antidepresan, depresyon ve kaygı bozukluklarının tedavisinde kullanılan ilaç grubudur. Etkileri genellikle iki ile dört hafta içinde belirginleşir. Yaygın kanının aksine alışkanlık yapıcı madde niteliği taşımazlar. Kullanım süresi ve dozu kişiye göre hekim tarafından belirlenir; kendiliğinden bırakılması önerilmez. İlacın bırakılması gerektiğinde doz kademeli olarak azaltılır; ani kesilme geçici huzursuzluk ve bedensel belirtilere yol açabilir. En sık sorulan iki soru şudur: “Bağımlılık yapar mı?” ve “Ömür boyu mu kullanacağım?” İkisinin de yanıtı hayırdır; süreyi hekim belirler. İlgili sayfalar: Majör Depresyon, Panik Bozukluk, Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Antipsikotik
Antipsikotik, halüsinasyon ve hezeyan gibi psikotik belirtileri kontrol altına almak için kullanılan ilaç grubudur. Şizofreni tedavisinin temel bileşenidir; bipolar bozukluğun bazı dönemlerinde de kullanılır. Kilo alımı ve metabolik değişiklikler gibi yan etkiler açısından düzenli izlem gerektirir. Belirtiler geçtikten sonra da ilacın sürdürülmesi, yeni alevlenmelerin önlenmesi açısından önem taşır. Halüsinasyonları gerileyen bir kişide ilacın sürdürülmesi, belirtiler geçtiği için değil yeni alevlenmeleri önlemek için gereklidir. İlgili sayfalar: Şizofreni, Bipolar Bozukluk
Antisosyal kişilik bozukluğu
Antisosyal kişilik bozukluğu, başkalarının haklarının sürekli olarak göz ardı edilmesi ve çiğnenmesiyle giden bir örüntüdür. Yasalara uymama, aldatıcılık, dürtüsellik, saldırganlık ve pişmanlık duymama başlıca özellikleridir. Tanı için on beş yaşından önce başlayan davranış sorunları öyküsü aranır. On sekiz yaşından küçüklere bu tanı konmaz; o yaşa kadar davranım bozukluğu başlığı kullanılır. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
Apati (duyarsızlık)
Apati, kişinin çevresine, ilişkilerine ve kendi geleceğine karşı duygusal ilgisinin belirgin biçimde azalmasıdır. Üzüntü ya da öfke gibi bir duygu yerine yassı bir aldırışsızlık vardır; kişi ne olup bittiğini bilir ama umursamaz. Şizofreninin negatif belirtilerinde, ileri depresyonda ve bazı nörolojik tablolarda görülür. Yakınları bunu çoğu zaman “eskiden her şeye kafa yorardı, şimdi anlatsan da anlatmasan da fark etmiyor” diye tarif eder. İlgili sayfalar: Şizofreni
Ara inanç
Ara inanç, temel inançlar ile otomatik düşünceler arasında yer alan kural, tutum ve varsayımlardır. Çoğu zaman “eğer… ise” biçiminde kurulur ve kişinin günlük kararlarını sessizce yönetir. Temel inançlardan daha esnek, otomatik düşüncelerden daha kalıcıdır. Bilişsel davranışçı terapide fark edilip sınanması hedeflenir. “Eğer hata yaparsam beni ciddiye almazlar” düşüncesi, mükemmeliyetçi davranışların arkasındaki ara inanca örnektir. İlgili sayfalar: Bilişsel Davranışçı Terapi
ARFID (kaçıngan kısıtlı yiyecek alımı bozukluğu)
ARFID, yiyecek alımının belirgin biçimde kısıtlanması sonucu beslenme yetersizliği ya da kilo kaybı gelişmesidir. Diğer yeme bozukluklarından farkı, kısıtlamanın kilo ya da beden algısıyla ilgili olmamasıdır. Dokuya duyarlılık, boğulma korkusu veya yiyeceğe karşı genel ilgisizlik başlıca nedenleridir. Seçicilik olarak görülüp uzun süre ciddiye alınmayabilir. Yetişkinlerde çoğu zaman çocukluktan beri süren çok dar bir yiyecek listesi biçiminde görülür. İlgili sayfalar: Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu
Atak (epizod, dönem)
Atak, belirtilerin belirli bir süre boyunca yoğunlaştığı dönemdir. Kullanıldığı bağlama göre anlamı değişir: panik atak dakikalar süren bir korku nöbetini, manik atak haftalarca süren bir duygudurum dönemini anlatır. Psikiyatride epizod terimiyle çoğu zaman eş anlamlı kullanılır. Atağın süresi, sıklığı ve şiddeti tanı koyma ve tedavi planlama açısından belirleyici bilgilerdir. Günlük dilde çoğu zaman “kriz geçirdim” denir; hekim bunun süresini ve sıklığını sorarak hangi tür atak olduğunu belirler. İlgili sayfalar: Panik Bozukluk, Bipolar Bozukluk, Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu
Avolisyon (istemsizlik)
Avolisyon, amaca yönelik davranış başlatma ve sürdürme isteğinin ileri derecede azalmasıdır. Kişi işe gitmek, temizlik yapmak ya da kişisel bakımını sürdürmek gibi rutinleri başlatmakta zorlanır. Şizofreninin negatif belirtileri arasında yer alır ve sıklıkla tembellik ya da isteksizlik olarak yanlış yorumlanır. Oysa istek duyma kapasitesinin kendisi hastalık nedeniyle azalmıştır. Sık kurulan cümle şudur: “Yapmam gerektiğini biliyorum ama başlayamıyorum; tembellik değil bu, elim gitmiyor.” İlgili sayfalar: Şizofreni
Ayırıcı tanı
Ayırıcı tanı, benzer belirtiler veren farklı tabloların sistemli biçimde karşılaştırılıp elenmesi sürecidir. Çarpıntı ve nefes darlığı hem panik atağın hem de bir tiroid hastalığının belirtisi olabilir; hangisinin geçerli olduğu öykü, muayene ve gerekli tetkiklerle belirlenir. Doğru tedavi, doğru ayırıcı tanıya bağlıdır. Yorgunluk ve isteksizlik yakınmasıyla başvuran bir kişide depresyon düşünülmeden önce tiroid işlevleri ve kansızlık ayırıcı tanıda değerlendirilir. İlgili sayfalar: Panik Bozukluk
B
Bağımlı kişilik bozukluğu
Bağımlı kişilik bozukluğu, bakılma ihtiyacının aşırı olması ve buna bağlı boyun eğici, yapışkan davranışlar ile ayrılık korkusuyla giden bir örüntüdür. Kişi gündelik kararlarda bile sürekli onay arar, anlaşmazlığa girmekten kaçınır ve tek başına kalmaktan tedirgin olur. Kişiler bunu “ne giyeceğime bile tek başıma karar veremiyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Bağımlı Kişilik Bozukluğu
Bağımlılık
Bağımlılık, bir madde ya da davranışın kullanımı üzerindeki kontrolün kaybedilmesi ve buna rağmen kullanımın sürdürülmesidir. Tolerans gelişimi, yoksunluk belirtileri, giderek artan zaman ayırma ve yaşamın diğer alanlarının aksaması temel ölçütlerdir. Madde dışı davranışsal bağımlılıklar da aynı çerçevede değerlendirilir. Bağımlılık bir irade zayıflığı olarak değil, beynin ödül ve karar verme sistemlerini etkileyen bir tablo olarak değerlendirilir. “Bırakmak istiyorum, birkaç kez denedim, olmuyor” cümlesi kontrol kaybını anlatır. İlgili sayfalar: Teknoloji Bağımlılığı, Bağımlı Kişilik Bozukluğu
Bağlanma
Bağlanma, bebeğin bakım veren kişiyle kurduğu ve güvende hissetme ihtiyacını düzenleyen ilk duygusal bağdır. Bu bağın niteliği, kişinin ileride yakınlığı nasıl kurduğunu, ayrılığa nasıl tepki verdiğini ve zorlandığında destek isteyip istemediğini etkiler. Güvenli, kaygılı, kaçıngan ve dezorganize biçimlerde tanımlanır. Bir yetişkinin tartışma sonrası hemen konuşmak istemesi ya da tümüyle geri çekilmesi, erken bağlanma örüntüsünün izlerini taşıyabilir. İlgili sayfalar: Kaçıngan Kişilik Bozukluğu
Bastırma
Bastırma, rahatsız edici düşünce, duygu ya da anıların bilinç dışına itilmesidir. Kısa vadede sıkıntıyı azaltır; bastırılan içerik ise bedensel belirtiler, kaygı ya da davranış örüntüleri biçiminde dolaylı yollardan ortaya çıkabilir. Duyguların yemeyle uyuşturulması bu mekanizmanın bir görünümü olarak değerlendirilir. Bilinçli olarak bir düşünceyi ertelemekten farklıdır; bastırmada süreç kişinin farkındalığı dışında işler. Zor bir haberin ardından hiçbir şey hissetmediğini söyleyen kişinin haftalar sonra nedensiz baş ağrılarıyla gelmesi, bastırmanın dolaylı yoldan görünür hale gelmesidir. İlgili sayfalar: Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu
Başa çıkma biçimi
Başa çıkma biçimi, kişinin zorlayıcı duygu ve durumlar karşısında geliştirdiği yerleşik tepki örüntüsüdür. Şema terapide teslim olma, kaçınma ve aşırı telafi olmak üzere üç ana biçim tanımlanır. Bu tepkiler bir dönem koruyucu işlev görmüş olabilir; sorun, koşullar değiştikten sonra da sürmeleridir. “Ben zor durumda susarım, çatışmadan kaçarım” ifadesi yerleşik bir başa çıkma biçimini anlatır. İlgili sayfalar: Şema Terapi, Obezite ve Psikiyatri
Beden algısı (beden imgesi)
Beden algısı, kişinin kendi bedenini nasıl gördüğü, hissettiği ve değerlendirdiğidir. Gerçek ölçülerle örtüşmek zorunda değildir; kişi normal kiloda olduğu halde kendini fazla kilolu görebilir. Yeme bozukluklarında bozulmuş beden algısı temel bileşendir. Sosyal medya kullanımının beden algısı üzerindeki etkisi giderek daha çok araştırılmaktadır. “Aynaya bakınca kendimi hep olduğumdan kilolu görüyorum” ifadesi bu bozulmayı anlatır. İlgili sayfalar: Obezite ve Psikiyatri, Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu
Beden dismorfik bozukluğu (BDB)
Beden dismorfik bozukluğu, görünüşteki küçük ya da başkaları tarafından fark edilmeyen bir kusurla sürekli zihinsel meşguliyettir. Kişi aynaya bakma, karşılaştırma yapma ya da örtme gibi yineleyici davranışlar geliştirir. Estetik girişim arayışı sıktır ama kaygıyı kalıcı olarak azaltmaz. Danışanlar bunu “herkes iyi görünüyorsun diyor ama ben aynada başka bir şey görüyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: OKB
Bedensel belirti bozukluğu (somatizasyon)
Bedensel belirti bozukluğu, bir ya da daha fazla bedensel yakınmanın kişinin düşünce, duygu ve davranışlarında orantısız bir yer kaplamasıdır. Yakınmanın tıbbi bir karşılığı olabilir ya da olmayabilir; tanıyı belirleyen şey belirtinin varlığı değil, ona verilen tepkinin yoğunluğudur. Tetkikleri normal çıktığı halde kaygısı azalmayan ve sürekli yeni tetkik arayan bir kişide bu tablo değerlendirilir. İlgili sayfalar: Bedensel Belirti Bozukluğu
Benzodiazepin
Benzodiazepin, merkezi sinir sistemini yavaşlatarak kaygıyı ve gerginliği hızla azaltan ilaç grubudur. Etkisi kısa sürede başladığı için akut durumlarda tercih edilir. Uzun süreli kullanımda tolerans ve bağımlılık gelişebilir, ani bırakıldığında kesilme belirtileri görülebilir. Bu nedenle süreli ve denetimli kullanılır. Panik atağın sık tekrarladığı bir dönemde kısa süreli başlanan bu grup ilaç, asıl tedavi etkisini gösterdikçe kademeli olarak azaltılır. İlgili sayfalar: Panik Bozukluk
Bilişsel çarpıtma (düşünce hatası)
Bilişsel çarpıtma, gerçeği sistematik olarak eğen düşünme kalıplarıdır. Felaketleştirme, ya hep ya hiç düşüncesi, zihin okuma, aşırı genelleme ve kişiselleştirme sık görülen biçimleridir. Kaygının ve depresyonun sürmesine katkıda bulunur, çünkü olumsuz yorum kendini doğrular gibi görünür. Bilişsel davranışçı terapide önce adlandırılır, sonra kanıtlarla sınanır. Danışanlar bunu “bir kişi yüzünü asınca bütün gün berbat geçecek diye düşünüyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Bilişsel Davranışçı Terapi, Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Bilişsel yeniden yapılandırma
Bilişsel yeniden yapılandırma, işlevsel olmayan düşüncelerin fark edilip kanıtlarla sınanması ve daha gerçekçi seçeneklerle değiştirilmesidir. Amaç olumlu düşünmek değil, düşüncenin doğruluğunu test etmektir. Bilişsel davranışçı terapinin çekirdek tekniğidir ve seans dışında da uygulanır. Düşünce kaydı tutma, kanıtları sorgulama ve alternatif bir yorum üretme adımlarıyla sırayla ilerler. “Herkes beni yargılıyor” düşüncesinin lehine ve aleyhine kanıtlar yazılır, ardından iki listeyi de kapsayan yeni bir cümle kurulur. İlgili sayfalar: Bilişsel Davranışçı Terapi
Bipolar bozukluk (iki uçlu bozukluk)
Bipolar bozukluk, duygudurumun mani ya da hipomani dönemleriyle depresyon dönemleri arasında gidip geldiği bir bozukluktur. Ataklar arasında kişi büyük ölçüde eski işlevselliğine dönebilir. Tek bir mani atağı bile tanı için yeterli olabilir; depresyon atağı şart değildir. Uzun süre yalnızca depresyon tedavisi gören bir kişide geçmişteki hipomani dönemlerinin sorgulanması tanıyı değiştirebilir. İlgili sayfalar: Bipolar Bozukluk
Bipolar II bozukluk
Bipolar II bozukluk, en az bir hipomani dönemi ile en az bir majör depresyon döneminin görüldüğü, tam mani atağının ise hiç yaşanmadığı bipolar alt tipidir. Hipomaninin fark edilmesi güç olduğundan tanı çoğu zaman gecikir ve tablo yalnızca depresyon olarak değerlendirilir. Kişi hipomani dönemini hastalık olarak değil, verimli ve keyifli bir dönem olarak hatırladığı için kendiliğinden anlatmaz. İlgili sayfalar: Bipolar Bozukluk
Biriktiricilik bozukluğu (istifçilik)
Biriktiricilik bozukluğu, değeri ne olursa olsun eşyaları elden çıkarmakta sürekli güçlük çekilmesi ve buna bağlı olarak yaşam alanının kullanılamaz hale gelmesidir. Eşyayı atma düşüncesi belirgin sıkıntı yaratır. Koleksiyonculuktan farkı, eşyaların düzenlenmemesi ve yaşam alanındaki işlev kaybının belirgin olmasıdır. Kişi çoğu zaman soruna yakınlarının ısrarıyla yaklaşır. Mutfak ya da yatak odasının asıl amacı için kullanılamaz hale gelmesi tanıda önemli bir ölçüttür. İlgili sayfalar: OKB
Borderline kişilik bozukluğu (sınırda kişilik bozukluğu)
Borderline kişilik bozukluğu; duygularda hızlı ve yoğun dalgalanma, terk edilme korkusu, dengesiz ilişkiler, kimlik duygusunda belirsizlik ve dürtüsel davranışlarla giden bir örüntüdür. Belirtiler ergenlik ya da erken yetişkinlikte başlar ve pek çok yaşam alanında sürer. Duygusal tepkiler genellikle hızlı yükselir ve yatışması olağandan uzun sürer. Kişiler bunu “birini ya çok seviyorum ya da ondan tamamen kopuyorum, arası olmuyor” diye anlatır. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
Bulimiya nervoza
Bulimiya nervoza, tıkınırcasına yeme ataklarının ardından kusma, laksatif kullanımı, açlık ya da aşırı egzersiz gibi telafi davranışlarının yinelemesidir. Beden ağırlığı çoğu zaman normal aralıktadır; bu da tablonun çevre tarafından uzun süre fark edilmemesine yol açar. Kusma, diş minesinde ve tükürük bezlerinde iz bırakabilir. Danışanlar bunu “kimse bilmiyor, yıllardır yemekten sonra tuvalete gidiyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu
C
CBASP
CBASP, uzun süreli ve kronik depresyon için geliştirilmiş bir psikoterapi yaklaşımıdır. Kişinin davranışlarının başkaları üzerinde yarattığı etkiyi fark etmesine odaklanır. Belirli bir ilişki olayı adım adım çözümlenir; istenen sonuç ile gerçekleşen sonuç karşılaştırılır. Amaç, çaresizlik hissini somut ilişki deneyimleriyle kırmaktır. Bir tartışma baştan sona yazılır, kişinin her cümlesinin sonucu nasıl etkilediği tek tek gözden geçirilir. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Cinsel işlev bozuklukları
Cinsel işlev bozuklukları; cinsel istek, uyarılma, orgazm ya da ağrı boyutlarında en az altı ay süren ve sıkıntı yaratan güçlüklerdir. Bedensel nedenler, ilaç yan etkileri, ilişki dinamikleri ve kaygı birlikte değerlendirilir. Tek bir nedene indirgenmeleri doğru değildir. Antidepresan kullanımı sırasında ortaya çıkan değişiklikler, doz ve ilaç seçimi gözden geçirilerek ele alınır.
Çocukluk çağı travması
Çocukluk çağı travması, gelişim döneminde yaşanan istismar, ihmal, kayıp ya da süregiden güvensizlik yaşantılarını kapsar. Kişilik gelişimi henüz sürerken yaşandığı için etkisi daha derin ve kalıcı olabilir. Borderline kişilik bozukluğu gelişiminde en sık bildirilen risk faktörleri arasındadır. Erken dönem travması, yetişkinlikte yakın ilişkilerde güven kurma ve duyguları düzenleme güçlüğü olarak yeniden görünür hale gelebilir. “Benim çocukluğum normaldi” diyen kişiler, konuşuldukça süregiden bir korku ya da yalnızlık tarif edebilir. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu, Bağımlı Kişilik Bozukluğu
D
Davranışsal aktivasyon
Davranışsal aktivasyon, depresyonda azalan etkinlik düzeyini planlı biçimde artırarak duygudurumu iyileştirmeyi amaçlayan yöntemdir. İstek geldiğinde harekete geçmek yerine, harekete geçerek isteğin geri gelmesini bekler. Küçük, ölçülebilir ve kişi için anlamlı etkinlikler seçilir. Depresyon tedavisinde tek başına da etkili bulunmuştur. Haftada üç gün yirmi dakikalık yürüyüş planlanır ve yürüyüş öncesi ile sonrası ruh hali puanlanarak kaydedilir. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Davranışsal deney
Davranışsal deney, kişinin bir düşüncesini gerçek yaşamda sınadığı planlı uygulamadır. Beklenti önceden yazılır, deney gerçekleştirilir ve sonuç beklentiyle karşılaştırılır. Bilişsel davranışçı terapide düşünceyi tartışarak değil, deneyerek sınamayı sağladığı için güçlü bir öğrenme aracı olarak kullanılır. Deney sonucunun beklentiyle uyuşmaması, düşüncenin tartışmayla elde edilemeyecek biçimde sarsılmasını sağlar. Toplulukta konuşursa herkesin güleceğine inanan bir kişi, önce bu beklentiyi yazar, sonra küçük bir grupta konuşur ve sonucu beklentisiyle karşılaştırır. İlgili sayfalar: Bilişsel Davranışçı Terapi
DBT (diyalektik davranış terapisi)
DBT, yoğun duygu dalgalanmaları ve kendine zarar verme davranışlarıyla çalışmak için geliştirilmiş bir terapi yaklaşımıdır. Kabul ile değişimi aynı anda savunduğu için diyalektik adını alır. Bilinçli farkındalık, sıkıntıya dayanma, duygu düzenleme ve kişilerarası etkililik olmak üzere dört beceri alanı içerir. Borderline kişilik bozukluğunda yaygın kullanılır. Yoğun bir kriz anında kişi önceden çalışılmış bir duygu düzenleme becerisini uygular ve sonucu haftalık kayıt kartına işler. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
Deliryum
Deliryum, dikkat ve bilinç düzeyinde saatler ya da günler içinde gelişen, gün içinde dalgalanan bir bozulmadır. Enfeksiyon, ilaç etkisi, cerrahi girişim ya da metabolik bozukluklar başlıca nedenlerdir. Acil değerlendirme gerektirir; altta yatan neden düzeltildiğinde tablo geri dönebilir. Hastanede yatan yaşlı bir kişide ani başlayan karışıklık ve gece artan huzursuzluk akla deliryumu getirmelidir.
Demans (majör nörobilişsel bozukluk)
Demans, bir ya da daha fazla bilişsel alandaki gerilemenin günlük yaşam bağımsızlığını bozacak düzeye ulaşmasıdır. Alzheimer hastalığı en sık nedenidir; damarsal, Lewy cisimcikli ve frontotemporal türleri de bulunur. Tanı öykü, muayene ve görüntüleme birlikte değerlendirilerek konur. Depresyon yaşlılarda bilişsel yakınmalara yol açabildiği için ayırıcı tanıda mutlaka değerlendirilir.
Depersonalizasyon (kendine yabancılaşma)
Depersonalizasyon, kişinin kendi bedenine, düşüncelerine ya da duygularına dışarıdan bakıyormuş gibi hissetmesidir. Kendi elini yabancı görmek, sesini başkasının sesi gibi duymak ya da bir filmi izler gibi hissetmek tipik tariflerdir. Panik atak sırasında sık ortaya çıkar ve genellikle atak geçtiğinde kaybolur. Yoğun stres ve uykusuzluk gibi durumlarda da geçici olarak görülebilir. “Kendi elime bakıyorum ama benim değilmiş gibi geliyor” biçiminde dile getirilir. İlgili sayfalar: Panik Bozukluk
Depersonalizasyon / derealizasyon bozukluğu
Depersonalizasyon ve derealizasyon bozukluğu, kişinin kendine ya da çevresine yabancılaşma yaşantısının sürekli veya yineleyici hale gelmesidir. Gerçeği değerlendirme yetisi korunur; kişi bu halin gerçek olmadığını bilir. Süreklilik kazandığında ve sıkıntı yarattığında ayrı bir tanı olarak ele alınır. Kişiler bunu “kendi hayatımı televizyondan izliyormuşum gibi hissediyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
Derealizasyon (gerçekdışılık hissi)
Derealizasyon, çevrenin gerçekdışı, uzak, puslu ya da sahne dekoru gibi algılanmasıdır. Tanıdık mekânlar yabancı görünür, sesler uzaktan geliyormuş gibi duyulur. Depersonalizasyonun eşlikçisidir ve panik atak sırasında sıkça bildirilir. Kişi gerçekliği kaybetmez; durumun gerçekdışı hissettirdiğinin farkındadır. Bu farkındalık, derealizasyonu psikotik belirtilerden ayıran temel noktadır. Tipik tarif şudur: “Her şey camın arkasındaymış gibi, sanki bir film izliyorum.” İlgili sayfalar: Panik Bozukluk
Deri yolma bozukluğu (ekskoriasyon)
Deri yolma bozukluğu, deriyi yineleyici biçimde kurcalama, koparma ya da tırmalama sonucu doku hasarı oluşmasıdır. Kişi davranışı azaltmaya çalışır ama sürdürür. Sivilce, kabuk ya da küçük düzensizlikler tetikleyici olabilir; ardından utanç ve gizleme davranışı gelir. Obsesif kompulsif bozuklukla aynı yelpazede değerlendirilen bir tablodur. Davranış çoğu zaman ayna karşısında ve uzun sürelerle, zamanın farkına varılmadan gerçekleşir. İlgili sayfalar: OKB
Dezorganize bağlanma
Dezorganize bağlanma, bakım verenin hem güvenlik kaynağı hem korku kaynağı olduğu ilişkilerde gelişen örüntüdür. Çocuk yaklaşma ve kaçma dürtüleri arasında sıkışır, tutarlı bir strateji geliştiremez. Yetişkinlikte yakın ilişkilerde ani duygu değişimleri ve çelişkili davranışlarla ilişkilendirilir. Çocukluk çağı travması öyküsüyle sık birlikte görülür. Kişiler bunu çoğu zaman “birine yaklaştıkça panikliyorum, ama o kişi uzaklaşınca da dayanamıyorum” diye tarif eder. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
Dezorganize düşünce
Dezorganize düşünce, düşüncelerin mantıksal bağlantısının bozulması ve konuşmanın izlenemez hale gelmesidir. Konudan konuya kayma, soruyla ilgisiz yanıtlar, uydurulmuş sözcükler ya da tümüyle dağılmış cümleler görülebilir. Şizofrenide pozitif belirtiler başlığı altında değerlendirilir. Dinleyenin anlamı toparlayamaması, belirtinin tanınmasında temel ölçüttür. “Bugün nasılsınız?” sorusuna, aralarında bağ kurulamayan birkaç konuyu arka arkaya anlatarak yanıt veren bir kişide dezorganize düşünceden söz edilir. İlgili sayfalar: Şizofreni
Disosiyasyon (çözülme)
Disosiyasyon, bilinç, bellek, kimlik ve algı arasındaki bütünlüğün geçici olarak bozulmasıdır. Kişi kendini uzaktan izliyormuş gibi hissedebilir, zaman aralıklarını hatırlamayabilir ya da çevreyi gerçek dışı algılayabilir. Yoğun stres ve travma sırasında ortaya çıkan koruyucu bir tepki olarak başlar; süreklilik kazandığında değerlendirme gerektirir. Kişiler bunu “o sırada sanki camın arkasından izliyordum, sesler uzaktan geliyordu” diye tarif eder. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
Disosiyatif amnezi
Disosiyatif amnezi, genellikle travmatik ya da çok stresli bir olaya ilişkin önemli kişisel bilgilerin, olağan unutkanlıkla açıklanamayacak biçimde hatırlanamamasıdır. Bellek kaybı geri dönüşlüdür. Nörolojik bir hasara ya da madde etkisine bağlı bellek sorunlarından ayırt edilmesi gerekir. Kaybın kapsamı tek bir olayla sınırlı olabileceği gibi, yaşamın belirli bir dönemini tümüyle de kapsayabilir.
Disosiyatif kimlik bozukluğu (DKB)
Disosiyatif kimlik bozukluğu, kişide birbirinden ayrışmış iki ya da daha fazla kimlik durumunun bulunması ve gündelik olaylara ilişkin hatırlama boşluklarının yinelemesidir. Ağır ve erken dönem travmalarla ilişkilendirilir. Popüler kültürdeki yansımalarının aksine seyrek görülen ve tanısı özel bir değerlendirme gerektiren bir tablodur. Ayırıcı tanısı dikkatle yapılır. Kişinin yaptığı bir şeyi hiç hatırlamaması ya da tanımadığı eşyaları kendi dolabında bulması bildirilen bulgular arasındadır. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
Distimi (süregiden depresif bozukluk)
Distimi, en az iki yıl süren, majör depresyona göre daha hafif ama daha uzun soluklu depresif duygudurum halidir. Kişi genellikle işlevini sürdürebilir; bu nedenle tablo çoğu zaman karakter özelliği sanılır ve yıllarca fark edilmez. Güncel sınıflandırmada süregiden depresif bozukluk adıyla yer alır. Majör depresyon atakları distimi zemininde de gelişebilir. Danışanlar sıklıkla “ben hep böyleydim, hasta olduğumu hiç düşünmedim, karakterim sandım” der. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Doğum sonrası depresyon (peripartum başlangıçlı depresyon)
Doğum sonrası depresyon, gebelik sırasında ya da doğumu izleyen haftalarda başlayan depresyon tablosudur. Çökkünlük, bebeğe karşı yetersizlik duygusu, suçluluk ve uyku düzeninden bağımsız yorgunluk görülür. Doğumdan sonraki birkaç gün süren geçici hüzünden farkı, süresi ve şiddetidir. Kişiler bunu “bebeğimi seviyorum ama kendimi kötü bir anne gibi hissediyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Dopamin
Dopamin, ödül, motivasyon, dikkat ve hareket denetimiyle ilişkili bir nörotransmitterdir. Şizofrenideki pozitif belirtiler dopamin etkinliğindeki artışla, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ise ön bölgelerdeki dopamin işleyişiyle ilişkilendirilir. Bağımlılık geliştiren madde ve davranışlar ödül sistemindeki dopamin salınımını etkiler. Dopaminin ödül beklentisiyle salgılanması, bağımlılıkta isteğin nesnenin kendisinden çok beklentiyle sürdüğünü açıklamaya yardımcı olur. Bir bildirim sesi duyulduğunda telefona uzanma isteği, ödülün kendisinden çok ödül beklentisiyle salınan dopaminle ilişkilidir. İlgili sayfalar: Erişkin DEHB, Teknoloji Bağımlılığı, Şizofreni
Doz
Doz, ilacın belirli bir zaman diliminde kullanılan miktarıdır. Psikiyatride genellikle düşük dozla başlanıp yanıt ve yan etkiler izlenerek kademeli artırılır. Aynı ilaç farklı tanılarda farklı dozlarda kullanılabilir; örneğin obsesif kompulsif bozuklukta depresyona göre daha yüksek dozlar gerekebilir. Etkin doza ulaşmadan yapılan değerlendirme, ilacın işe yaramadığı sonucuna yanlış biçimde varılmasına yol açabilir. Obsesif kompulsif bozuklukta aynı ilaç, depresyon tedavisinde kullanılandan daha yüksek dozlarda gerekebilir. İlgili sayfalar: OKB, Erişkin DEHB
DSM-5-TR (tanı el kitabı)
DSM-5-TR, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayımlanan ruhsal bozuklukların tanı ve sınıflandırma el kitabıdır. Her tanı için ölçütler, süre koşulları ve ayırıcı tanı bilgileri tanımlanır. Dünya Sağlık Örgütü’nün ICD sınıflandırmasıyla birlikte klinik uygulamada en yaygın kullanılan iki başvuru kaynağından biridir. Sınıflandırmalar zaman içinde güncellenir: bir dönem yer alan tanılar çıkarılabilir, yeni tanılar eklenebilir. Pasif agresif kişilik bozukluğu geçmiş baskılarda ayrı bir tanı olarak yer alırken güncel sınıflandırmada resmi bir tanı başlığı olarak bulunmaz. İlgili sayfalar: Pasif Agresif Kişilik Bozukluğu
Duygu düzenleme
Duygu düzenleme, kişinin yaşadığı duygunun şiddetini ve süresini yönetebilme kapasitesidir. Bu kapasite düştüğünde duygular hızla yükselir, uzun sürer ve davranışı ele geçirir. Borderline kişilik bozukluğunun merkezinde duygu düzenleme güçlüğü yer alır. Beceri temelli psikoterapi yaklaşımlarında doğrudan çalışılan alanlardan biridir. Duygu düzenleme bir kişilik özelliği değil, öğrenilebilir bir beceri kümesi olarak ele alınır. Sık kurulan cümle şudur: “Sıfırdan yüze çıkıyorum, sonra kendimi durduramıyorum.” İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu, Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Duygudurum (mizaç hali, mood)
Duygudurum, kişinin görece uzun süre devam eden içsel duygusal iklimidir. Anlık tepkileri ifade eden duygulanımdan farklıdır: duygulanım hava durumu ise duygudurum iklimdir. Depresyonda çökkün, mani döneminde taşkın yönde bozulur. Psikiyatride depresyon ve bipolar bozukluk gibi tablolar duygudurum bozuklukları başlığı altında toplanır. Günlük dilde “modum düşük” ya da “havam yok” biçiminde ifade edilir. İlgili sayfalar: Majör Depresyon, Bipolar Bozukluk
Duygudurum düzenleyici
Duygudurum düzenleyici, duygudurumdaki aşırı iniş ve çıkışları dengelemek için kullanılan ilaç grubudur. Mani ve depresyon dönemlerinin sıklığını ve şiddetini azaltmayı amaçlar. Bipolar bozukluğun tedavisinde temel yeri vardır ve atak geçtikten sonra da sürdürülmesi beklenir. Etkinliğin ve güvenliğin izlenmesi için düzenli kan tahlilleri gerekebilir. Bipolar bozukluk tedavisinde amaç yalnızca mevcut atağı sonlandırmak değil, yeni atakları da seyrekleştirmektir. İlgili sayfalar: Bipolar Bozukluk
Duygusal ihmal
Duygusal ihmal, çocuğun fiziksel ihtiyaçları karşılanırken duygusal ihtiyaçlarının sürekli olarak görülmemesidir. Kötü bir olayın varlığıyla değil, olması gereken bir şeyin yokluğuyla tanımlanır. Bu nedenle geriye dönüp adlandırmak güçtür. Yetişkinlikte duyguları tanımada zorlanma, kendini ifade edememe ve yakınlıkta boşluk hissiyle ilişkilendirilir. Kişiler bunu “evde her şey vardı, sadece konuşulmazdı; sevinsem de üzülsem de tek başımaydım” diye anlatır. İlgili sayfalar: Şema Terapi
Dürtü kontrolü
Dürtü kontrolü, bir isteği hemen eyleme dökmek yerine sonuçlarını değerlendirip erteleyebilme becerisidir. Beynin ön bölgelerinin gelişimiyle olgunlaşır, bu nedenle ergenlikte yetişkinliğe göre daha zayıftır. Yorgunluk, alkol, uykusuzluk ve yoğun duygu anlarında geçici olarak azalır. Birçok ruhsal tabloda değerlendirilen temel alanlardan biridir. Öfke anında yazılan bir mesajı göndermeden önce bir gece bekletmek, dürtü kontrolünü destekleyen basit bir uygulamadır. İlgili sayfalar: Erişkin DEHB, Borderline Kişilik Bozukluğu
Dürtüsellik (impulsivite)
Dürtüsellik, sonuçları değerlendirmeden ani karar verme ve davranışa geçme eğilimidir. Plansız harcama, ani iş bırakma, riskli araç kullanımı ve düşünmeden konuşma tipik görünümleridir. Erişkin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile borderline kişilik bozukluğunda belirgindir. Beynin ön bölgelerindeki denetim işlevleriyle ilişkilendirilir. “Düşünmeden yapıyorum, sonra pişman oluyorum ama o an duramıyorum” biçiminde tarif edilir. İlgili sayfalar: Erişkin DEHB, Borderline Kişilik Bozukluğu
E
Ebeveyn modu / çocuk modu
Ebeveyn modu ve çocuk modu, şema terapide kişinin anlık ruh hallerini tanımlayan kavramlardır. Cezalandırıcı ya da talepkâr ebeveyn modu içselleştirilmiş eleştirel sesi temsil eder; incinebilir ya da öfkeli çocuk modu ise karşılanmamış ihtiyaçlara verilen tepkileri yansıtır. Terapide amaç sağlıklı yetişkin modunu güçlendirmektir. Küçük bir hatanın ardından içeriden “yine beceremedin” sesi geliyorsa cezalandırıcı ebeveyn modu devrede demektir. İlgili sayfalar: Şema Terapi
Ego-distonik / ego-sintonik
Ego-distonik, kişinin bir düşünce ya da davranışı kendine yabancı ve rahatsız edici bulmasıdır; ego-sintonik ise onu kendi kişiliğinin doğal parçası olarak görmesidir. Obsesyonlar genellikle ego-distoniktir, kişi onlardan tedirgin olur. Kişilik bozukluklarındaki örüntüler ise çoğu zaman ego-sintoniktir ve bu, yardım arama isteğini azaltır. Elini defalarca yıkamaktan kendisi de rahatsız olan biri ego-distonik, davranışını tümüyle makul bulan biri ego-sintonik konumdadır. İlgili sayfalar: OKB, Borderline Kişilik Bozukluğu
EKT (elektrokonvülsif tedavi)
EKT, anestezi altında beyne kontrollü elektrik uyarısı verilerek uygulanan bir tedavi yöntemidir. İlaçlara yanıt vermeyen ağır depresyon, katatoni ve yüksek intihar riski taşıyan tablolarda gündeme gelir. Günümüzde kas gevşetici ve anestezi eşliğinde uygulanır. En sık bildirilen yan etki, uygulama dönemine ait geçici bellek güçlüğüdür. Yemeyi içmeyi tümüyle kesmiş ve ilaç tedavisine yanıt alınamamış ağır bir tabloda EKT seçenekler arasında değerlendirilir. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
EMDR
EMDR, travmatik anıların göz hareketleri ya da benzeri çift yönlü uyarım eşliğinde yeniden işlenmesini amaçlayan bir psikoterapi yöntemidir. Anı hatırlanırken dikkat aynı anda bir dış uyarana yönlendirilir. Travma sonrası stres bozukluğunda etkinliğine dair kanıtlar bulunmaktadır. Standart bir protokol ve ayrı bir eğitim gerektirir. Kişi rahatsız edici anıyı zihninde tutarken terapistin parmağını gözleriyle izler ve her turdan sonra ne değiştiğini bildirir.
Empatik yüzleştirme
Empatik yüzleştirme, terapistin danışanın örüntüsünü anlayışla karşılarken aynı zamanda bu örüntünün ona verdiği zararı açıkça göstermesidir. Ne yalnızca destekleyici ne de yalnızca eleştireldir; ikisi aynı cümlede bulunur. Şema terapinin temel tekniklerinden biridir ve değişim isteğini suçluluk yaratmadan artırmayı amaçlar. “Bu kaçışın seni nasıl koruduğunu anlıyorum, ama aynı kaçış yakınlaşma isteğini de her seferinde bitiriyor” cümlesi bu tekniğe örnektir. İlgili sayfalar: Şema Terapi
Erişkin DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu)
Erişkin DEHB, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun yetişkinlikte devam eden biçimidir. Belirtiler çocuklukta başlar ama yetişkinde koşuşturmadan çok dağınıklık, erteleme, zaman yönetimi güçlüğü, unutkanlık ve iç huzursuzluk biçiminde görünür. Tanı için belirtilerin çocukluk döneminde de bulunduğunun gösterilmesi gerekir; yetişkinlikte yeni başlayan dikkat sorunları başka nedenlerle açıklanır. Danışanlar bunu “bir işi bitirmeden aklıma başka bir iş geliyor, gün sonunda hiçbiri bitmemiş oluyor” diye anlatır. İlgili sayfalar: Erişkin DEHB
Erişkinde ayrılma kaygısı bozukluğu
Ayrılma kaygısı bozukluğu, bağlanılan kişilerden ayrılma konusunda gelişimsel olarak beklenenden yoğun kaygı duyulmasıdır. Yalnızca çocuklukla sınırlı değildir; yetişkinlerde de eş, çocuk ya da ebeveynden ayrı kalmaya ilişkin sürekli endişe ve felaket beklentisi biçiminde görülebilir. Kişi ayrı kalınan süre boyunca sık sık haber almaya çalışır. Kişiler bunu “eşim işe gidince başına bir şey gelecek diye gün boyu tedirgin oluyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Bağımlı Kişilik Bozukluğu
Erişkinde otizm spektrum bozukluğu (OSB)
Otizm spektrum bozukluğu, sosyal iletişim ve etkileşimdeki güçlükler ile yinelenen davranışlar ve dar ilgi alanlarıyla tanımlanır. Belirtiler erken çocuklukta başlar; ancak destek ihtiyacı düşük olan kişilerde tanı yetişkinliğe kadar gecikebilir. Yetişkinde çoğu zaman sosyal yorgunluk biçiminde görünür. Kişiler bunu “insanlarla olmak beni yormuyor değil, sadece sonra günlerce toparlanmam gerekiyor” diye anlatır. İlgili sayfalar: Erişkin DEHB
Etiyoloji (nedenbilim)
Etiyoloji, bir bozukluğun ortaya çıkmasına katkıda bulunan nedenleri inceleyen alandır. Ruhsal bozukluklarda tek bir neden aranmaz; genetik yatkınlık, erken dönem yaşantıları, nörobiyolojik etkenler ve güncel stres kaynakları birlikte değerlendirilir. Bu çok etkenli bakış hem tedavi planını hem de koruyucu yaklaşımları belirler. Depresyonun etiyolojisi konuşulurken ailedeki yatkınlık, çocukluk dönemi yaşantıları ve son bir yıldaki kayıplar birlikte ele alınır. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
G
Genetik yatkınlık
Genetik yatkınlık, ailede benzer bir rahatsızlık bulunmasının kişide görülme olasılığını artırmasıdır. Yatkınlık kader değildir: hastalığın ortaya çıkması için çevresel etkenlerin de devreye girmesi gerekir. Birinci derece akrabalarda öykü bulunması riski yükseltir ancak tek başına tanı koydurmaz. İkiz ve aile çalışmaları, ruhsal bozuklukların çoğunda genetik payın bulunduğunu ancak tek bir gene indirgenemeyeceğini göstermektedir. Annesinde bipolar bozukluk öyküsü bulunan bir kişide risk toplumdakinden yüksektir; ancak bu, hastalığın mutlaka ortaya çıkacağı anlamına gelmez. İlgili sayfalar: Şizofreni, Bipolar Bozukluk, Majör Depresyon
Güvenli bağlanma
Güvenli bağlanma, bakım verenin tutarlı ve öngörülebilir biçimde ulaşılabilir olduğu ilişkilerde gelişen örüntüdür. Çocuk zorlandığında destek isteyebilir, rahatladığında keşfe geri döner. Yetişkinlikte yakınlığı bir tehdit olarak algılamadan kurabilme ve çatışma sonrası onarım yapabilme kapasitesiyle ilişkilidir. Kusursuz ebeveynlik değil, yeterince tutarlı bir yanıt gerektirir. Kişiler bunu “küsebiliriz ama ertesi gün konuşacağımızı biliyorum” cümlesindeki rahatlıkla tarif eder.
H
Hafif bilişsel bozukluk
Hafif bilişsel bozukluk; bellek, dikkat ya da dil gibi bilişsel alanlarda yaşa göre beklenenden fazla bir gerileme olmasına karşın günlük yaşam bağımsızlığının korunmasıdır. Demansın habercisi olabilir ama her zaman ona ilerlemez; bir bölümü sabit kalır ya da düzelir. Düzenli aralıklarla bilişsel değerlendirme ve izlem önerilir. Kişinin işlerini kendi başına yürütebiliyor olması, bu tabloyu demanstan ayıran temel ölçüttür.
Halüsinasyon (varsanı)
Halüsinasyon, dış dünyada bir uyaran olmadığı halde algı yaşanmasıdır. En sık görüleni işitsel halüsinasyondur: kişi başkalarının duymadığı sesler duyar. Görsel, dokunsal, koku ve tat halüsinasyonları da görülebilir. Şizofreninin pozitif belirtileri arasındadır. Yanılsamadan ayrılır; yanılsamada var olan bir uyaran yanlış algılanırken halüsinasyonda uyaran hiç yoktur. “Başkalarının duymadığı sesler duyuyorum, bana seslendiğini sanıyorum” şeklinde aktarılır. İlgili sayfalar: Şizofreni
Hastalık kaygısı bozukluğu (hipokondriyazis)
Hastalık kaygısı bozukluğu, ciddi bir hastalığa yakalanmış olma ya da yakalanacak olma düşüncesinin sürekli zihni meşgul etmesidir. Bedensel belirti ya hiç yoktur ya da çok hafiftir. Kişi sık sık tıbbi güvence arar ya da tersine doktora gitmekten tümüyle kaçınır. Kişiler bunu “tahlillerim temiz çıkıyor ama gözden kaçan bir şey var diye düşünmekten kendimi alamıyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Sağlık Kaygısı Bozukluğu
Hezeyan (sanrı)
Hezeyan, aksi kanıtlanmasına rağmen kişinin sarsılmaz biçimde inandığı, kültürel bağlamıyla açıklanamayan yanlış inançtır. Takip edildiğine, zehirlendiğine ya da olağanüstü bir güce sahip olduğuna inanma tipik örneklerdir. Şizofreninin pozitif belirtileri arasında yer alır. Sıradan bir yanlış kanaatten ayıran özellik, mantıksal karşı kanıtlarla değişmemesidir. Kişinin kendisi bunu bir belirti olarak görmez; yakınları çoğu zaman “takip edildiğine inanıyor, ikna edemiyoruz” diyerek başvurur. İlgili sayfalar: Şizofreni
Hipervijilans (aşırı tetikte olma)
Hipervijilans, tehlike olmadığı halde sinir sisteminin sürekli alarmda kalmasıdır. Kişi kapının konumuna, arkasındaki adımlara ya da yüzlerdeki küçük değişimlere aşırı dikkat kesilir; ani sesler beklenenden güçlü bir irkilme yaratır. Travma sonrası tablolarda ve yaygın anksiyete bozukluğunda sık görülür, uyku ve dikkat üzerinde yorucu bir etki bırakır. Kişiler bunu çoğu zaman “kalabalıkta hep sırtımı duvara vermek isterim, gözüm sürekli çıkışta olur” diye tarif eder. İlgili sayfalar: Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Hipomani
Hipomani, maninin daha hafif biçimidir. En az dört gün süren, enerji ve etkinlikte belirgin artışla giden duygudurum yükselmesidir. Kişi kendini olağandan verimli ve iyi hisseder; bu nedenle çoğu zaman şikâyet konusu yapılmaz. Maniden farkı, işlevselliği ciddi biçimde bozmaması ve psikotik belirti içermemesidir. Bipolar II bozukluğun ayırt edici dönemidir. Kişi genellikle şikâyet etmez, tersine “o dönemlerde çok üretken oluyorum, keşke hep öyle kalsam” der. İlgili sayfalar: Bipolar Bozukluk
Histriyonik kişilik bozukluğu
Histriyonik kişilik bozukluğu, aşırı duygusallık ve sürekli ilgi görme arayışıyla giden bir örüntüdür. Kişi ilginin merkezinde olmadığında rahatsız olur, ilişkileri olduğundan daha yakın algılar ve duygularını abartılı ama yüzeysel biçimde ifade eder. Dış görünüş çoğu zaman dikkat çekmek için kullanılır. Duyguların hızla değişmesi ve derinleşmemesi, örüntünün tanınmasında yol göstericidir. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
Huzursuz bacaklar sendromu
Huzursuz bacaklar sendromu, bacaklarda tarif edilmesi güç bir rahatsızlıkla birlikte onları hareket ettirme isteğinin, özellikle akşam saatlerinde ve dinlenme sırasında ortaya çıkmasıdır. Hareket geçici rahatlama sağlar. Uykuya dalmayı güçleştirdiği için sıklıkla uykusuzluk yakınmasıyla karışır. Demir eksikliği ve bazı ilaçlar tabloyu belirginleştirebilir, bu nedenle kan değerleri incelenir. Kişiler bunu “bacaklarımın içi kaşınıyor gibi, yatakta duramıyorum” diye anlatır.
I
ICD-11
ICD-11, Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayımlanan uluslararası hastalık sınıflandırmasının on birinci sürümüdür. Ruhsal bozuklukları da kapsar ve dünya genelinde sağlık kayıtlarının ortak bir dille tutulmasını sağlar. DSM-5-TR ile büyük ölçüde örtüşür, ancak bazı tanı başlıkları ve ölçütleri farklılık gösterir. Bir hastalığın resmi sağlık kayıtlarına işlenmesinde ICD kodu kullanılırken, klinik araştırmalarda çoğu zaman DSM ölçütlerine başvurulur.
İçgörü
İçgörü, kişinin yaşadığı belirtilerin bir hastalıkla ilişkili olduğunu fark edebilme kapasitesidir. Tam, kısmi ya da yok biçiminde derecelendirilir. Psikotik tablolarda belirgin biçimde azalabilir; bu durum tedaviyi kabul etmeyi güçleştirir. Sabit bir özellik değildir, hastalığın dönemine ve tedaviye göre değişir. Duyduğu seslerin hastalıkla ilgili olabileceğini kabul eden bir kişide içgörü korunmuş, gerçekliğinde ısrar eden bir kişide azalmış sayılır. İlgili sayfalar: Şizofreni
İdame tedavi (koruyucu tedavi)
İdame tedavi, belirtiler geçtikten sonra hastalığın tekrarlamasını önlemek amacıyla tedavinin belirli bir süre daha sürdürülmesidir. İyileşme hissiyle tedaviyi erken bırakmak nüks riskini belirgin biçimde artırır. Sürenin ne kadar olacağı tanıya, atak sayısına ve kişinin öyküsüne göre hekim tarafından belirlenir. Danışanlar bunu çoğu zaman “kendimi iyi hissediyorum, artık bırakabilir miyim?” diye sorarak gündeme getirir. İlgili sayfalar: Majör Depresyon, Bipolar Bozukluk
İhmal
İhmal, çocuğun fiziksel ya da duygusal temel ihtiyaçlarının karşılanmamasıdır. Duygusal ihmalde görünür bir olay yoktur; eksik olan ilgi, karşılık ve duygusal erişilebilirliktir. Bu nedenle çoğu zaman geç fark edilir. Yetişkinlikte duyguları tanıma ve yakın ilişki kurma güçlüğüyle ilişkilendirilir. Duygusal ihmal yaşayan kişiler çoğu zaman kötü bir şey olmadığını söyler; asıl mesele olan değil, olmayandır. Danışanlar bunu çoğu zaman yıllar sonra fark eder: “Bana kimse bağırmadı, ama kimse de nasıl olduğumu sormadı.” İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu, Kaçıngan Kişilik Bozukluğu, Dijital Ebeveynlik
İlaç tedavisi (farmakoterapi)
İlaç tedavisi, ruhsal bozuklukların tedavisinde kullanılan ilaç temelli yaklaşımdır. Bazı tablolarda tek başına yeterli olabilirken çoğu durumda psikoterapiyle birlikte planlanır. İlaç seçimi, dozu ve süresi tanıya, belirtilerin şiddetine ve kişinin bedensel durumuna göre hekim tarafından belirlenir. İlacın etkisinin değerlendirilebilmesi için genellikle birkaç haftalık düzenli kullanım gerekir; erken bırakma yanıtın görülmesini engeller. “İlaç almadan, sadece terapiyle olmaz mı?” sorusu sık sorulur; yanıt tanıya, belirtilerin şiddetine ve kişinin durumuna göre değişir. İlgili sayfalar: Şizofreni, Majör Depresyon, Bipolar Bozukluk
İmgelemede yeniden yazma
İmgelemede yeniden yazma, geçmişteki zorlayıcı bir anının zihinde canlandırılıp sahnenin ihtiyaç duyulan biçimde değiştirilmesidir. Anının kendisi silinmez; ona eşlik eden çaresizlik duygusu dönüştürülür. Şema terapide ve travmayla çalışmada kullanılır. Terapist ya da kişinin yetişkin hali sahneye girerek çocuğun karşılanmamış ihtiyacını karşılar. Kişi kendisini çocukken azarlandığı odada görür ve bu kez yetişkin hali içeri girip çocuğun yanında durur. İlgili sayfalar: Şema Terapi
İnkâr / rasyonalizasyon / yüceltme
İnkâr, rasyonalizasyon ve yüceltme sık görülen savunma mekanizmalarıdır. İnkâr, rahatsız edici gerçeğin varlığını kabul etmemektir; rasyonalizasyon, gerçek nedeni gizleyen makul bir açıklama üretmektir; yüceltme ise kabul edilmesi zor bir dürtünün toplumsal olarak değerli bir etkinliğe yönlendirilmesidir. Üçü de çoğunlukla bilinçdışı işler. Sınavı kazanamayan biri “zaten istemiyordum” derse rasyonalizasyon, öfkesini spora yöneltirse yüceltme devrededir.
İnsidans (görülme sıklığı)
İnsidans, belirli bir zaman aralığında ortaya çıkan yeni durumların sayısıdır. Prevalanstan farkı, yalnızca yeni başlayanları saymasıdır. Uzun süren kronik tablolarda prevalans yüksek, insidans düşük olabilir. Bu ayrım, bir bozukluğun toplumda gerçekten yayılıp yayılmadığını mı yoksa var olan durumların uzun sürdüğünü mü gösterdiğini anlamak için gereklidir. Bir yıl içinde yüz bin kişide iki yüz yeni tanı konması insidansı, o anda tanılı olan tüm kişilerin oranı ise prevalansı verir.
İnsomnia bozukluğu (uykusuzluk bozukluğu)
İnsomnia bozukluğu; uykuya dalmakta, uykuyu sürdürmekte ya da erken uyanıp tekrar uyuyamamakta yaşanan güçlüğün haftada en az üç gece ve üç aydan uzun süre devam etmesidir. Uyku için yeterli fırsat bulunmasına rağmen ortaya çıkması tanının koşuludur. Tedavinin ilk basamağı ilaç değil, uykusuzluğa yönelik bilişsel davranışçı terapidir. İlgili sayfalar: Yaygın Anksiyete Bozukluğu
İntermitan patlayıcı bozukluk
İntermitan patlayıcı bozukluk, tetikleyiciyle orantısız saldırganlık patlamalarının yinelemesidir. Patlamalar önceden planlanmaz ve kişi sonrasında çoğu zaman pişmanlık duyar. Sıradan öfkeden farkı; sıklığı, tetikleyiciyle orantısızlığı ve ilişkilerde kalıcı zarar bırakmasıdır. Patlama sırasında eşya kırma, bağırma ya da fiziksel saldırganlık görülebilir; arada kişi genellikle sakindir. Kişiler bunu “bir anda oluyor, sonra ne yaptığıma kendim inanamıyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
İntihar düşüncesi (öz kıyım düşüncesi)
İntihar düşüncesi, yaşamı sonlandırmaya ilişkin düşüncelerin zihinde yer etmesidir. Geçici ve belirsiz düşüncelerden ayrıntılı plana kadar geniş bir yelpazede görülebilir. Depresyon, bipolar bozukluk ve borderline kişilik bozukluğunda risk artar. Bu tür düşünceler yaşandığında gecikmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır; acil durumlarda 112 aranabilir. Kişi çoğu zaman ölmek istediğini değil, “böyle yaşamak istemiyorum, bu acının bitmesini istiyorum” dediğini fark eder. Bu düşünceler yaşandığında vakit kaybetmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu, Bipolar Bozukluk
İrritabilite (huzursuzluk)
İrritabilite, olağan koşullarda tepki doğurmayacak uyaranlara karşı kolayca sinirlenme ve tahammül eşiğinin düşmesidir. Kişi kendisi de bu tepkilerin orantısız olduğunu fark eder ama önleyemez. Depresyonda, bipolar bozuklukta, kaygı bozukluklarında ve uyku yoksunluğunda görülebilir; çocuk ve ergenlerde depresyon çoğu zaman üzüntüden çok bu biçimde ortaya çıkar. Yakınları bunu “eskiden bu kadar çabuk parlamazdı, artık en ufak şeye patlıyor” diye anlatır. İlgili sayfalar: Bipolar Bozukluk, Majör Depresyon
İstismar
İstismar, kişiye yönelik fiziksel, duygusal ya da cinsel nitelikli zarar verici davranıştır. Çocukluk döneminde yaşandığında gelişim üzerinde uzun süreli etkiler bırakabilir. Yetişkinlikte kaygı bozuklukları, depresyon, bedensel belirti bozukluğu ve kişilik bozuklukları için risk faktörü olarak değerlendirilir. Açıklanması çoğu zaman uzun zaman alır; bu gecikme yaşananın gerçekliğini değiştirmez. “Yıllarca kimseye söyleyemedim” ifadesi sık duyulur; bu gecikme yaşananın gerçekliğini değiştirmez ve sorumluluğu kişiye yüklemez. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu, Bedensel Belirti Bozukluğu
K
Kabus bozukluğu
Kabus bozukluğu, ayrıntılı ve rahatsız edici rüyaların yinelemesi ve kişinin bunlardan tümüyle uyanarak hızla kendine gelmesidir. Uyku genellikle gecenin ikinci yarısında bölünür. Travma sonrası tablolarla birlikte görülebilir. Sık tekrarladığında kişi uykuya dalmaktan çekinmeye başlar ve gündüz işlevselliği de bundan etkilenir. Rüya içeriğinin ayrıntılı hatırlanması, gece terörü gibi diğer uyku olaylarından ayırt edilmesini sağlar. İlgili sayfalar: Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Kaçıngan bağlanma
Kaçıngan bağlanma, yakınlıktan rahatsızlık duyma ve duygusal mesafeyi koruma eğilimiyle giden bağlanma örüntüsüdür. Kişi bağımsızlığa yüksek değer verir, destek istemekte zorlanır. Kaçıngan kişilik bozukluğuyla ilişkili ancak aynı şey değildir: bağlanma stili bir eğilimdir, kişilik bozukluğu ise tanı ölçütleri bulunan klinik bir tablodur. “Yakınlaşınca boğuluyorum, uzaklaşınca özlüyorum” cümlesi bu örüntünün ikilemini özetler. İlgili sayfalar: Kaçıngan Kişilik Bozukluğu
Kaçıngan kişilik bozukluğu
Kaçıngan kişilik bozukluğu, yetersizlik duygusu ve olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlılık nedeniyle kişilerarası temastan sürekli kaçınmayla giden bir örüntüdür. Kişi yakınlık ister ama reddedilme olasılığı karşısında geri çekilir. Sosyal fobiden farkı, örüntünün kişiliğe yerleşmiş ve yaygın olmasıdır. Danışanlar bunu “beni sevmeyeceklerinden o kadar eminim ki denemiyorum bile” diye anlatır. İlgili sayfalar: Kaçıngan Kişilik Bozukluğu, Sosyal Fobi
Kaçınma davranışı
Kaçınma davranışı, kaygı uyandıran durum, yer, kişi ya da düşünceden uzak durma eğilimidir. Kısa vadede rahatlama sağladığı için kendini pekiştirir; uzun vadede kaygıyı besler ve yaşam alanını daraltır. Agorafobi, sosyal kaygı bozukluğu ve kaçıngan kişilik bozukluğunun ortak mekanizmasıdır. Bilişsel davranışçı terapide maruz bırakma yöntemiyle ele alınır. “Artık o kalabalık yerlere gitmiyorum, gitmeyince rahatlıyorum” der kişi; rahatlama kısa sürer, alan daralır. İlgili sayfalar: Agorafobi, Sosyal Fobi, Kaçıngan Kişilik Bozukluğu
Karmaşık travma sonrası stres bozukluğu (KTSSB)
Karmaşık travma sonrası stres bozukluğu, uzun süreli ve kaçışın güç olduğu tekrarlayıcı travmaların ardından gelişen tablodur. Klasik belirtilere ek olarak duygu düzenleme güçlüğü, kalıcı değersizlik duygusu ve ilişki kurmada zorluk bulunur. ICD-11’de ayrı bir tanı olarak tanımlanmıştır. Kişiler bunu “tek bir olay yok, çocukluğumun tamamı öyleydi” diye anlatır. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
Katatoni
Katatoni, hareket, duruş ve tepkiselliğin ileri derecede bozulduğu bir belirti kümesidir. Kişi uzun süre aynı pozisyonda kalabilir, konuşmayı tümüyle kesebilir ya da tersine amaçsız aşırı hareketlilik gösterebilir. Şizofreni, bipolar bozukluk, ağır depresyon ve bazı bedensel hastalıkların seyrinde ortaya çıkabilir; acil değerlendirme gerektiren bir tablodur. Günlerdir yatağından çıkmayan, sorulara yanıt vermeyen ve elini koydukları pozisyonda bırakan bir kişide katatoni akla gelir. İlgili sayfalar: Şizofreni, Bipolar Bozukluk
Kaygılı bağlanma
Kaygılı bağlanma, bakım verenin bazen ulaşılabilir bazen ulaşılamaz olduğu tutarsız ilişkilerde gelişen örüntüdür. Kişi yakınlığı yoğun biçimde ister ama terk edilme beklentisini sürekli taşır. Yetişkin ilişkilerinde onay arama, sık güvence isteme ve ayrılık işaretlerine aşırı duyarlılık biçiminde görünür. Bağımlı kişilik örüntüsüyle karıştırılmamalıdır. Danışanlar bunu “mesajıma geç dönerse bir şey mi yaptım diye saatlerce düşünürüm” diye anlatır. İlgili sayfalar: Bağımlı Kişilik Bozukluğu
Kesilme sendromu
Kesilme sendromu, düzenli kullanılan bir ilacın aniden bırakılması ya da dozunun hızla azaltılması sonucu ortaya çıkan geçici belirtiler bütünüdür. Baş dönmesi, elektriklenme hissi, bulantı, uyku bozukluğu ve huzursuzluk görülebilir. Bağımlılıkla karıştırılmamalıdır; bedenin yeni duruma uyum sürecini yansıtır. Dozun kademeli azaltılmasıyla büyük ölçüde önlenir. Danışanlar bunu “ilacı iki gün almadım, başım döndü ve vücudumda elektrik çarpması gibi hisler oldu” diye tarif eder. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Kısa psikotik bozukluk
Kısa psikotik bozukluk, psikotik belirtilerin bir günden uzun ama bir aydan kısa sürmesi ve ardından kişinin önceki işlevsellik düzeyine tümüyle dönmesidir. Sıklıkla belirgin bir stres kaynağının ardından ortaya çıkar. Tekrarlama olasılığı nedeniyle bir süre izlem önerilir. Doğum sonrası dönem, bu tablonun ortaya çıkışının sık bildirildiği zaman dilimlerinden biridir. İlgili sayfalar: Şizofreni
Kısır döngü
Kısır döngü, kısa vadede rahatlatan bir davranışın uzun vadede sorunu güçlendirmesiyle kurulan kendini besleyen örüntüdür. Obsesif kompulsif bozuklukta obsesyon–kaygı–kompulsiyon–geçici rahatlama zinciri tipik örnektir. Psikoterapide öncelikli hedef çoğu zaman bu döngünün hangi halkasından kırılabileceğini belirlemektir. Döngü şemaya dökülerek görünür kılındığında, kişinin kendi davranışının sorunu nasıl beslediğini fark etmesi kolaylaşır. “Kaçtıkça büyüyor” cümlesi döngünün mantığını tek başına özetler. İlgili sayfalar: OKB, Sağlık Kaygısı Bozukluğu, Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu
Kişilik örüntüsü
Kişilik örüntüsü, kişinin düşünme, hissetme ve ilişki kurma biçimindeki yerleşik ve tutarlı eğilimlerdir. Kişilik bozukluğundan söz edilebilmesi için bu örüntünün esnekliğini yitirmiş, yaşamın birçok alanına yayılmış ve kişiye ya da çevresine belirgin sıkıntı veriyor olması gerekir. Geçici davranış değişikliklerinden bu yönüyle ayrılır. Zor bir dönemde birkaç ay içine kapanmak geçici bir tepkidir; yıllardır her ilişkide aynı biçimde geri çekiliyor olmak kişilik örüntüsüne işaret eder. İlgili sayfalar: Pasif Agresif Kişilik Bozukluğu
Klinik görüşme
Klinik görüşme, psikiyatrik değerlendirmenin temel yöntemidir. Kişinin şikâyetleri, gelişim öyküsü, aile öyküsü, bedensel durumu ve yaşam koşulları ayrıntılı biçimde ele alınır. Psikiyatride tanı tek bir teste dayanmaz; ölçekler ve testler klinik görüşmeyi destekleyen yardımcı araçlardır. Görüşmeye yakınlardan alınan bilgiler de eklenebilir; özellikle çocukluk dönemine ilişkin öykü gerektiren tanılarda bu bilgi belirleyici olabilir. Erişkin dikkat eksikliği değerlendirmesinde hekim yalnızca bugünkü şikâyetleri değil, ilkokul karnelerini ve ailenin çocukluk dönemine dair gözlemlerini de sorabilir. İlgili sayfalar: Erişkin DEHB
Komorbidite (eştanı)
Komorbidite, bir kişide aynı dönemde birden fazla ruhsal ya da bedensel bozukluğun birlikte bulunmasıdır. Depresyona kaygı bozukluğunun, dikkat eksikliğine madde kullanımının eşlik etmesi sık görülür. Eştanı belirtilerin şiddetini artırabilir ve tedavi planının tek bir tabloya göre değil, bütüne göre kurulmasını gerektirir. Panik bozukluğu olan bir kişide zamanla agorafobi ve depresyonun da eklenmesi komorbiditeye tipik bir örnektir. İlgili sayfalar: Panik Bozukluk, Agorafobi
Kompulsiyon (zorlantılı davranış)
Kompulsiyon, obsesyonun yarattığı sıkıntıyı azaltmak için kişinin yapmak zorunda hissettiği yineleyici davranış ya da zihinsel eylemdir. El yıkama, kontrol etme, sayma, sıralama ve içten dua etme tipik örneklerdir. Sağladığı rahatlama geçicidir ve obsesyonu uzun vadede güçlendirir. Böylece obsesyon–kaygı–kompulsiyon–geçici rahatlama kısır döngüsü kurulur. En sık duyulan ifade şudur: “Saçma olduğunu biliyorum ama yapmazsam içim rahat etmiyor.” İlgili sayfalar: OKB
Konversiyon
Konversiyon, ruhsal bir zorlanmanın nörolojik bir hastalıkla açıklanamayan bedensel belirtiler biçiminde ortaya çıkmasıdır. Yürüyememe, sesin kesilmesi, görme bulanıklığı ya da nöbet benzeri tablolar görülebilir. Belirtiler bilinçli olarak üretilmez; kişi gerçekten yaşar. Tanı, nörolojik değerlendirme sonrasında ve muayene bulgularının tutarsızlığı gözetilerek konur. Ağır bir tartışmanın ardından bacaklarında güç kaybı gelişen, ancak nörolojik incelemesi tümüyle normal çıkan bir kişide konversiyon değerlendirilir. İlgili sayfalar: Bedensel Belirti Bozukluğu
Kortizol (stres hormonu)
Kortizol, böbrek üstü bezlerinden salgılanan ve stres tepkisinde merkezi rol oynayan hormondur. Kısa süreli yükselmesi işlevseldir; süregiden stres altında kalıcı yükselme uyku düzeni, iştah, bağışıklık ve ağrı eşiği üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Karın bölgesinde yağlanma artışıyla da ilişkilendirilir. Kortizol düzeyi gün içinde doğal bir ritim izler: sabah yüksek, akşam düşüktür. Bu ritmin bozulması uyku ve duygudurumu etkileyebilir. Sınav dönemi boyunca süregiden stres, kortizolün uzun süre yüksek kalmasına ve uyku düzeninin bozulmasına yol açabilir. İlgili sayfalar: Obezite ve Psikiyatri, Bedensel Belirti Bozukluğu
Kronik (süreğen)
Kronik, bir rahatsızlığın uzun süre devam etmesini tanımlar. Psikiyatride genellikle iki yılı aşan seyir için kullanılır. Kronik olması tedavi edilemez anlamına gelmez; hedef çoğu zaman belirtileri ortadan kaldırmaktan çok kontrol altında tutmak ve işlevselliği korumaktır. Kronik seyir, düzenli izlem ve sürdürülen tedaviyle birlikte belirgin ölçüde iyi bir yaşam kalitesine izin verebilir. “Yıllardır böyleyim, alıştım artık” cümlesi süreğen seyri anlatır; alışmak iyileşmek anlamına gelmez. İlgili sayfalar: Majör Depresyon, Şizofreni, Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Kumar oynama bozukluğu
Kumar oynama bozukluğu, yinelenen ve sorun yaratan kumar davranışının kişinin hayatını bozmasıdır. Aynı heyecanı almak için giderek daha yüksek miktarlarla oynama, kaybedileni geri kazanmaya çalışma ve kumarı gizleme tipiktir. Tanı el kitaplarında madde içermeyen davranışsal bağımlılık başlığı altında yer alan ilk tanıdır. Borçlanma ve gizleme nedeniyle aile ilişkileri hızla zedelenir. Kişiler bunu “kazanmak için değil, kaybettiğimi geri almak için oynuyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Teknoloji Bağımlılığı
Künt duygulanım
Künt duygulanım, duyguların dışa vurumunda belirgin bir azalmadır. Yüz ifadesi sabitleşir, ses tonu düzleşir, el ve kol hareketleri azalır. Kişi içeride bir şey hissetmiyor olmayabilir; dışarıya yansıyan ifade zayıflamıştır. Şizofreninin negatif belirtileri arasında sayılır ve bazı ilaçların etkisiyle de belirginleşebilir. Yakınları bunu “kötü bir haber verdik, yüzünde hiçbir şey değişmedi” diye tarif eder. İlgili sayfalar: Şizofreni
L
Lityum
Lityum, bipolar bozukluğun tedavisinde uzun yıllardır kullanılan bir duygudurum düzenleyicidir. Mani ataklarını önlemede ve intihar riskini azaltmada etkili bulunmuştur. Etkili doz ile zararlı olabilecek doz arasındaki aralık dar olduğundan kan düzeyi, tiroid ve böbrek işlevleri belirli aralıklarla düzenli olarak izlenir. Lityum kullanan bir kişide aşırı terleme, kusma ya da su kaybı kan düzeyini yükseltebileceği için hekime bildirilmesi istenir. İlgili sayfalar: Bipolar Bozukluk
M
Madde kullanım bozukluğu
Madde kullanım bozukluğu, bir maddenin zararlı sonuçlarına rağmen kullanılmaya devam edilmesidir. Ölçütler kullanım denetimi, sosyal etkiler, riskli kullanım ve bedensel bağımlılık başlıkları altında toplanır. Ahlaki bir zayıflık değil, beyin ödül sistemini de içeren tıbbi bir tablo olarak ele alınır. Tanı maddeye göre ayrı ayrı konur; kullanılan her madde için bağımsız bir değerlendirme yapılır.
Majör depresyon
Majör depresyon, en az iki hafta boyunca süren çökkün duygudurum ya da ilgi ve keyif kaybının; uyku, iştah, enerji, dikkat ve değersizlik duygusundaki değişikliklerle birlikte görüldüğü bir duygudurum bozukluğudur. Üzüntüden farkı, kişinin günlük işlevselliğini belirgin biçimde bozmasıdır. Danışanlar bunu sık sık “üzgün bile değilim, sadece hiçbir şey hissetmiyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Mani
Mani, en az bir hafta süren anormal derecede taşkın, coşkulu ya da öfkeli duygudurum dönemidir. Uyku ihtiyacında belirgin azalma, düşünce ve konuşma hızlanması, benlik saygısında abartılı artış ve sonuçları düşünülmeden yapılan riskli davranışlar eşlik eder. Bipolar bozukluğun tanımlayıcı dönemidir. İşlevselliği bozacak ya da hastaneye yatış gerektirecek şiddettedir. O dönemde kurulan cümle şudur: “Üç gündür uyumadım ama hiç yorgun değilim, aklıma harika fikirler geliyor.” İlgili sayfalar: Bipolar Bozukluk
Maruz bırakma (exposure)
Maruz bırakma, kaygı uyandıran durumla kaçınmadan, kademeli ve planlı biçimde karşılaşmayı içeren terapi yöntemidir. Kolaydan zora doğru bir basamak listesi hazırlanır ve her basamakta kaygının kendiliğinden azalması beklenir. Kaygı bozukluklarının tedavisinde en çok araştırılmış yöntemlerden biridir. Uygulamanın kaçınma ya da güvenlik davranışı eşlik etmeden yapılması, yöntemin etkisi açısından belirleyicidir. Danışanlar süreci genellikle “korktuğum şeye yaklaştıkça korku küçüldü” sözleriyle tarif eder. İlgili sayfalar: OKB, Agorafobi, Sosyal Fobi
Mentalizasyon (zihinselleştirme)
Mentalizasyon, kendinin ve başkalarının davranışlarının arkasındaki düşünce, duygu ve niyetleri anlayabilme kapasitesidir. Bu kapasite güvenli ilişkiler içinde gelişir ve yoğun duygusal uyarılma anlarında geçici olarak zayıflar. Zayıfladığında karşı tarafın niyeti en kötü ihtimalle yorumlanır. Terapide güçlendirilmesi hedeflenen temel becerilerden biridir. Kısa bir yanıt aldığında “benden sıkıldı” yerine “yoğun olabilir” seçeneğini de düşünebilmek bu kapasitenin çalıştığını gösterir. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
Mevsimsel örüntülü depresyon (mevsimsel depresyon)
Mevsimsel örüntülü depresyon, depresyon dönemlerinin yılın belirli bir mevsiminde, çoğunlukla sonbahar ve kışta düzenli olarak yinelemesidir. Aşırı uyuma, iştah artışı ve enerji düşüklüğü tipiktir. Ayrı bir tanı değil, mevcut bir duygudurum bozukluğuna eklenen bir seyir belirtecidir. Işık tedavisi ve uyku düzeninin korunması tedavi planında öne çıkar. Belirtilerin en az iki yıl üst üste aynı mevsimde ortaya çıkması ve diğer mevsimlerde düzelmesi aranır. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Mindfulness (bilinçli farkındalık)
Mindfulness, dikkati kasıtlı olarak şimdiki ana, yargılamadan yöneltme becerisidir. Düşünceleri durdurmayı değil, onları gelip geçen zihinsel olaylar olarak fark etmeyi öğretir. Düzenli uygulamayla zihinsel geviş getirmeyi ve tepkisel davranışları azaltmaya katkıda bulunur. Kaygı ve duygu düzenleme çalışmalarında kullanılır. Nefesin bedene girip çıkışını on dakika izlemek ve zihin dağıldığında yargılamadan nefese dönmek temel bir uygulamadır. İlgili sayfalar: Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Borderline Kişilik Bozukluğu
Mizaç (temperament)
Mizaç, kişiliğin doğuştan gelen, biyolojik temelli çekirdeğidir. Uyaranlara verilen tepkinin hızı, şiddeti ve yeniliğe yaklaşma eğilimi gibi özellikleri kapsar. Kaygıya yatkın mizaç, kaygı bozuklukları için bir risk faktörü olarak değerlendirilir. Yaşantılarla şekillenen karakterle birleşerek kişiliği oluşturur. Mizaç görece kalıcı kabul edilir; ancak yaşantılar ve tedaviyle bu eğilimlerin davranışa yansıma biçimi değişebilir. “Ben küçüklüğümden beri böyleyim, ürkektim hep” ifadesi mizacın doğuştan gelen yanını anlatır. İlgili sayfalar: Kaçıngan Kişilik Bozukluğu, Sosyal Fobi, Yaygın Anksiyete Bozukluğu
N
Narkolepsi
Narkolepsi, gündüz boyunca bastırılamayan uyku ataklarıyla giden bir uyku bozukluğudur. Bir bölümünde güçlü duygularla tetiklenen ani kas gücü kaybı eşlik eder. Tembellik ya da isteksizlik olarak yanlış yorumlanabildiği için tanısı çoğu zaman yıllarca gecikir. Depresyon ve uyku apnesiyle ayırıcı tanısının yapılması gerekir. Uyku laboratuvarında yapılan ölçümler tanının doğrulanmasında belirleyicidir.
Narsisistik kişilik bozukluğu
Narsisistik kişilik bozukluğu; büyüklenmecilik, hayranlık görme ihtiyacı ve empati eksikliğiyle giden bir örüntüdür. Eleştiriye karşı kırılganlık belirgindir. Özgüvenden farkı, değerlilik duygusunun dış onaya bağımlı olması ve onay kesildiğinde hızla çökmesidir. Büyüklenmeci ve kırılgan olmak üzere iki farklı görünümü tanımlanmıştır. Yakınları bunu “kendisi eleştirebilir ama kendisine tek kelime edilemez” diye tarif eder. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu
Negatif belirtiler (işlev kayıpları)
Negatif belirtiler, normalde var olan ruhsal işlevlerin azalması ya da kaybolmasıdır. Duygusal tepkilerde donuklaşma, konuşma miktarında azalma, isteksizlik, keyif alamama ve toplumsal geri çekilme başlıcalarıdır. Şizofrenide pozitif belirtilere göre tedaviye daha dirençlidirler ve uzun vadeli işlevselliği belirleyen asıl grup çoğu zaman bunlardır. Yıllardır işine giden bir kişinin giderek sessizleşmesi, arkadaşlarıyla görüşmeyi bırakması ve kişisel bakımını aksatması negatif belirtilere örnektir. İlgili sayfalar: Şizofreni
Nikotin bağımlılığı (tütün kullanım bozukluğu)
Nikotin bağımlılığı, tütün kullanımının denetlenememesi ve bırakma girişimlerinde yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkmasıdır. Huzursuzluk, sinirlilik, dikkat dağınıklığı ve iştah artışı sık görülür. Bırakma başarısı, davranışsal destek ile ilaç tedavisi birlikte kullanıldığında belirgin biçimde artar. Tek başına irade vurgusu, başarısız denemelerden sonra suçluluğu artırır. Bırakma sonrası ilk haftalar en yoğun dönemdir; yoksunluk belirtileri zamanla kendiliğinden hafifler.
Noradrenalin (norepinefrin)
Noradrenalin, uyanıklık, dikkat, tetikte olma ve strese verilen bedensel tepkiyle ilişkili bir nörotransmitterdir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda dopaminle birlikte rol oynadığı düşünülür. Bazı antidepresanlar hem serotonin hem noradrenalin sistemini etkileyecek şekilde geliştirilmiştir. Aşırı yükselmesi çarpıntı, terleme ve tetikte olma gibi kaygıya eşlik eden bedensel belirtilerle ilişkilendirilir. Ani bir tehlike anında kalbin hızlanması, avuç içlerinin terlemesi ve dikkatin tek noktaya kilitlenmesi noradrenalin etkisiyle olur. İlgili sayfalar: Erişkin DEHB
Nörotransmitter (sinir ileticisi)
Nörotransmitter, sinir hücreleri arasında iletiyi sağlayan kimyasal habercidir. Serotonin, dopamin, noradrenalin ve GABA psikiyatride en sık anılanlardır. Ruhsal bozukluklar tek bir nörotransmitterin azlığıyla açıklanamaz; genetik, gelişimsel ve çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığı karmaşık bir tablo söz konusudur. Aynı nörotransmitter beynin farklı bölgelerinde farklı işlevler görebildiği için, tek bir maddeye indirgenen açıklamalar eksik kalır. Bir sinir hücresinden salınan serotonin, aradaki boşluğu geçip komşu hücredeki alıcıya bağlanır; ileti bu kimyasal aktarımla sürer. İlgili sayfalar: Majör Depresyon, Panik Bozukluk, Bipolar Bozukluk
Nüks (yineleme, relaps)
Nüks, iyileşme sağlandıktan sonra hastalığın yeniden ortaya çıkmasıdır. Depresyonda tedavinin belirtiler geçtikten sonra da bir süre sürdürülmesi, nüks riskini azaltmak amacıyla önerilir. Geçirilen atak sayısı arttıkça yineleme olasılığı da artar; bu nedenle koruyucu yaklaşım önem kazanır. Nüks, tedavinin başarısız olduğu anlamına gelmez; hastalığın dönemsel doğasının bir parçası olarak değerlendirilir. “Geçmişti, kendimi toparlamıştım; ama aynı şeyler yeniden başladı” ifadesi nüksü anlatır. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
O
Obsesif kompulsif bozukluk (OKB)
Obsesif kompulsif bozukluk, istenmeden gelen takıntılı düşünceler ile bunların yarattığı kaygıyı azaltmak için yapılan yineleyici davranış ya da zihinsel eylemlerden oluşur. Kişi çoğu zaman bu düşüncelerin mantıksız olduğunu bilir ama zorlantıyı yapmadan duramaz. Davranışın sağladığı rahatlama geçicidir ve bir sonraki takıntıyı besleyerek döngüyü sürdürür. Kapıyı kilitlediğini bildiği halde onlarca kez kontrol eden bir kişide obsesyon kuşku, kompulsiyon ise kontrol davranışıdır. İlgili sayfalar: OKB
Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu (OKKB)
Obsesif kompulsif kişilik bozukluğu; düzen, mükemmeliyetçilik ve denetim ihtiyacının esnekliği ve verimliliği engelleyecek düzeyde baskın olduğu bir kişilik örüntüsüdür. Obsesif kompulsif bozukluktan farkı, kişinin bu özellikleri rahatsız edici değil doğru bulmasıdır; takıntı ve zorlantı döngüsü yoktur. Yakınları bunu “iş bir türlü bitmiyor, çünkü hiçbir zaman yeterince iyi olmuyor” diye tarif eder. İlgili sayfalar: Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu, OKB
Obsesyon (takıntılı düşünce)
Obsesyon, kişinin zihnine istemi dışında giren, sıkıntı yaratan ve kovmaya çalıştığı halde tekrar tekrar dönen düşünce, imge ya da dürtüdür. Bulaşma, zarar verme, simetri ve dinî içerikli obsesyonlar sık görülür. Kişi bu düşüncelerin kendi zihninden kaynaklandığını bilir; bu yönüyle hezeyandan ayrılır. Obsesif kompulsif bozukluğun iki temel bileşeninden biridir. “Aklıma geliyor, kovmaya çalışıyorum ama gitmiyor; ben böyle bir insan değilim oysa” biçiminde anlatılır. İlgili sayfalar: OKB
Otomatik düşünce
Otomatik düşünce, bir olay karşısında zihinde çaba harcamadan, kendiliğinden beliren kısa değerlendirmelerdir. Genellikle fark edilmeden geçerler ama duyguyu ve davranışı doğrudan etkilerler. Bilişsel davranışçı terapinin ilk aşaması bu düşünceleri fark edip yazıya dökmektir; değiştirme çalışması ancak fark etmenin ardından gelir. Danışanlar çoğu zaman “bunu düşündüğümü fark etmiyordum bile, kendiliğinden geliyormuş” der. İlgili sayfalar: Bilişsel Davranışçı Terapi
Özgül fobi (basit fobi)
Özgül fobi, belirli bir nesne ya da duruma karşı duyulan, gerçek tehlikeyle orantısız ve sürekli korkudur. Yükseklik, kapalı alan, uçak, iğne, kan ve hayvanlar sık görülen konulardır. Kişi korktuğu durumdan kaçınır; kaçınamadığında yoğun kaygı yaşar. Korkunun abartılı olduğunu bilmesi kaçınmayı engellemez, çünkü kaçınma kısa vadede rahatlatır. Kan ve iğne fobisi diğerlerinden ayrılır: kaygıyla birlikte tansiyon düşmesi ve bayılma görülebilir. İlgili sayfalar: Sosyal Fobi, Agorafobi
Özgül öğrenme bozukluğu (disleksi, diskalkuli)
Özgül öğrenme bozukluğu; okuma, yazma ya da matematik becerilerinde zekâ düzeyiyle açıklanamayan belirgin bir güçlüktür. Disleksi ve diskalkuli en bilinen biçimleridir. Yetişkinlikte tümüyle kaybolmaz; kişi zamanla kendi telafi yöntemlerini geliştirerek güçlüğü gizleyebilir. Bu nedenle tanı çoğu zaman ancak eğitim ya da iş hayatında zorlanıldığında konur. Dikkat eksikliğiyle sık birlikte görülür; ikisinin ayrılması eğitim ve iş düzenlemeleri açısından önemlidir. İlgili sayfalar: Erişkin DEHB
P
Panik atak
Panik atak, dakikalar içinde zirveye ulaşan yoğun korku ya da huzursuzluk nöbetidir. Çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, göğüs ağrısı, baş dönmesi, uyuşma, ölüm ya da çıldırma korkusu eşlik edebilir. Genellikle 10–20 dakikada doruğa çıkıp geriler. Tek başına panik atak yaşamak panik bozukluk tanısı anlamına gelmez; tanı için tekrarlayıcı olması ve beklenti kaygısı yaratması gerekir. Kişiler bunu genellikle “kalbim duracak sandım, öleceğimi düşündüm, doğruca acile gittim” diye anlatır. İlgili sayfalar: Panik Bozukluk, Agorafobi
Panik bozukluğu
Panik bozukluğu, yineleyen ve beklenmedik panik ataklarla birlikte, yeni bir atak geçirme korkusunun ya da atakla ilgili davranış değişikliklerinin en az bir ay sürmesidir. Asıl sorun atağın kendisi değil, atağı bekleme halinin hayatı giderek daraltmasıdır. Kişi zamanla belirli yerlere gitmekten ya da yalnız kalmaktan kaçınmaya başlayabilir. Kişiler bunu “atak geçirmediğim günlerde bile atak gelecek mi diye bekliyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Panik Bozukluk
Paranoid kişilik bozukluğu
Paranoid kişilik bozukluğu, başkalarının niyetlerinin kötü olduğuna dair yaygın bir güvensizlik ve kuşkuculuk örüntüsüdür. Kişi sıradan sözlerde gizli anlamlar arar, kin tutar ve sırrını paylaşmaktan kaçınır. Sanrısal bozukluktan farkı, kuşkuların sanrı düzeyine ulaşmaması ve belirli bir konuya odaklanmak yerine genel bir tutum olmasıdır. Bir iş arkadaşının nötr bir yorumunu aylarca üzerinde durulacak bir saldırı olarak yorumlamak tipik bir örnektir. İlgili sayfalar: Şizofreni
Pasif agresif kişilik bozukluğu
Pasif agresif kişilik bozukluğu, hoşnutsuzluğun açıkça dile getirilmek yerine erteleme, unutma, isteksiz işbirliği ve dolaylı direnç yoluyla ifade edildiği bir örüntüdür. Güncel tanı el kitaplarında ayrı bir başlık olarak yer almaz; klinikte tanımlayıcı bir kavram olarak kullanılır. Yapmayı kabul ettiği işi sürekli erteleyen ama itiraz da etmeyen bir kişide bu örüntüden söz edilir. İlgili sayfalar: Pasif Agresif Kişilik Bozukluğu
Pozitif belirtiler (gerçeklikten kopuş)
Pozitif belirtiler, sağlıklı ruhsal işleyişe eklenen, normalde bulunmayan yaşantılardır. Halüsinasyonlar, hezeyanlar ve dezorganize düşünce bu grupta yer alır. Buradaki pozitif sözcüğü olumlu anlamına gelmez; eksilme değil ekleme anlamındadır. Şizofrenide antipsikotik tedaviye genellikle negatif belirtilerden daha iyi yanıt verirler. Bu belirtiler dalgalı seyredebilir; alevlenme dönemlerinde belirginleşip remisyonda geriler. Evde yalnızken adının seslenildiğini duymak ya da komşuların kendisi hakkında konuştuğuna kesin biçimde inanmak pozitif belirtilere örnektir. İlgili sayfalar: Şizofreni
Prefrontal korteks (ön alın bölgesi)
Prefrontal korteks, beynin ön bölümünde yer alan ve planlama, dikkat yönetimi, dürtü denetimi ile duygu düzenlemeden sorumlu alandır. Yirmili yaşların ortalarına dek olgunlaşmayı sürdürür. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile borderline kişilik bozukluğunda bu bölgenin işleyişinde farklılıklar bildirilmiştir. Bu bölgenin geç olgunlaşması, ergenlik döneminde riskli davranışların neden daha sık görüldüğünü açıklamaya yardımcı olur. Sinirlenildiği anda söylenecek sözü yutup bir saniye beklemek, prefrontal korteksin dürtü üzerindeki denetimine örnektir. İlgili sayfalar: Erişkin DEHB, Borderline Kişilik Bozukluğu
Premenstrüel disforik bozukluk (PMDB)
Premenstrüel disforik bozukluk, adet döneminden önceki haftada belirginleşen ve adet başladıktan sonra birkaç gün içinde geçen yoğun duygudurum değişiklikleridir. Öfke patlamaları, çökkünlük, gerginlik ve ilgisizlik başlıca belirtilerdir. Adet öncesi gerginlikten farkı, belirtilerin şiddeti ve işlevselliği belirgin biçimde bozmasıdır. Kadınların bir bölümünde ilişkileri ve iş performansını doğrudan etkiler. Tanı için belirtilerin en az iki döngü boyunca günlük olarak kaydedilmesi istenir. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Prevalans (yaygınlık)
Prevalans, belirli bir zaman diliminde bir bozukluğun toplumdaki görülme oranıdır. Mevcut tüm durumları kapsar; yeni ve eski ayrımı yapmaz. Nokta prevalansı belirli bir andaki oranı, yaşam boyu prevalans ise kişinin hayatının herhangi bir döneminde o tabloyu yaşama oranını gösterir. Sağlık hizmeti planlamasında temel ölçüttür. Bir bozukluğun yaşam boyu prevalansının yüzde beş olması, toplumda her yirmi kişiden birinin hayatının bir döneminde o tabloyu yaşadığı anlamına gelir.
Prodrom (öncü belirti dönemi)
Prodrom, hastalığın belirgin belirtileri ortaya çıkmadan önceki, silik değişikliklerle geçen hazırlık dönemidir. Şizofrenide toplumsal geri çekilme, okul veya iş performansında düşme, alışılmadık ilgi alanları ve uyku düzeninde bozulma görülebilir. Bu dönemin erken fark edilmesi, tedaviye daha erken başlanmasına imkân tanır. Üniversiteyi başarıyla sürdüren bir gencin birkaç ay içinde derslerden kopması, odasından çıkmaması ve gece gündüz düzeninin bozulması prodrom dönemine örnektir. İlgili sayfalar: Şizofreni
Prognoz (gidiş)
Prognoz, bir ruhsal bozukluğun zaman içinde beklenen seyridir. Belirtilerin ne kadar süreceği, tekrarlama olasılığı ve işlevsellik üzerindeki etkisi hakkında öngörü sunar. Tanı, başlangıç yaşı, tedaviye erişim, eştanılar ve sosyal destek prognozu etkiler. Kesin bir kehanet değil, olasılıklara dayalı bir değerlendirmedir. Erken tanı alan ve tedaviye düzenli devam eden bir kişide prognoz, tedavisi yıllarca gecikmiş bir kişiye göre daha olumlu değerlendirilir. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Psikodrama
Psikodrama, yaşantıların konuşarak değil canlandırılarak ele alındığı bir grup terapisi yöntemidir. Kişi kendi sahnesini kurar, grup üyeleri rolleri üstlenir. Rol değiştirme, ayna ve eşleme gibi tekniklerle kişi olaya başka bir açıdan bakabilir. Sözcüklerle ulaşılamayan duyguların harekete geçmesini sağlar. Kişi, annesiyle yaşadığı bir konuşmayı canlandırdıktan sonra rol değiştirip aynı sahneyi annesinin yerinden yeniden yaşar.
Psikoeğitim
Psikoeğitim, kişinin ve yakınlarının hastalık, seyri ve tedavisi hakkında yapılandırılmış biçimde bilgilendirilmesidir. Belirtileri erken tanıma, tetikleyicileri fark etme ve tedaviyi sürdürme konularında beceri kazandırır. Bipolar bozukluk ve şizofreni gibi dönemsel seyreden tablolarda tedavi planının yerleşik bir parçasıdır. Yakınların sürece dâhil edilmesi, hem tedaviye uyumu artırır hem de aile içindeki gerginliği azaltabilir. Bipolar bozukluk tanısı alan bir kişiye ve ailesine erken uyarı işaretlerinin öğretilmesi, atak başlamadan önlem alınmasını sağlar. İlgili sayfalar: Bipolar Bozukluk, Şizofreni
Psikometrik test
Psikometrik test, belirti düzeyini, kişilik özelliklerini ya da bilişsel işlevleri standart sorular ve puanlama yoluyla ölçen araçtır. Geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının yapılmış olması gerekir. Tanıyı tek başına koymaz; klinik değerlendirmeyi destekler ve tedaviye yanıtın zaman içinde izlenmesine yardımcı olur. Tedavinin başında ve üçüncü ayında uygulanan bir depresyon ölçeği, belirti puanındaki değişimi sayısal olarak göstermek için kullanılır.
Psikomotor yavaşlama
Psikomotor yavaşlama, düşünce, konuşma ve hareketlerin gözlenebilir biçimde yavaşlamasıdır. Yanıtlar gecikmeli gelir, cümleler kısalır, yürüyüş ve jestler ağırlaşır. Kişinin isteksizliğinden değil, ruhsal tablonun hız üzerindeki etkisinden kaynaklanır. Majör depresyonun ağır biçimlerinde belirgindir ve tedaviye yanıtla birlikte düzelen ilk bulgulardan biri olabilir. Danışanlar bunu “kafamın içi ağır çekim gibi, soruyu duyuyorum ama cevabım gelene kadar zaman geçiyor” diye anlatır. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Psikoterapi
Psikoterapi, ruhsal sıkıntıların kuramsal bir çerçeveye dayanan, planlı görüşmelerle ele alındığı tedavi yöntemidir. Sohbet ya da öğütten farklıdır: belirli bir yöntemi, hedefi ve yapısı vardır. Bilişsel davranışçı terapi ve şema terapi yaygın olarak kullanılan yaklaşımlar arasındadır. Birçok tabloda ilaç tedavisiyle birlikte planlanır. “Konuşmakla ne olacak ki?” sorusu terapiye başlarken sık sorulur; psikoterapi sohbet değil, belirli bir yöntemi ve hedefi olan bir tedavidir. İlgili sayfalar: Bireysel Terapi, Majör Depresyon
Psikoz
Psikoz, kişinin gerçeklikle bağının belirgin biçimde bozulduğu ruhsal duruma verilen genel addır. Halüsinasyon, hezeyan ve dezorganize düşünce başlıca bileşenleridir. Tek başına bir tanı değil, birçok tabloda görülebilen bir durumdur: şizofreni, bipolar bozukluğun ağır dönemleri, bazı bedensel hastalıklar ve madde kullanımı psikoza yol açabilir. Yakınları durumu çoğunlukla “kendinde değil, anlamadığımız şeyler söylüyor” sözleriyle tarif eder. İlgili sayfalar: Şizofreni
R
Remisyon
Remisyon, hastalık belirtilerinin büyük ölçüde ya da tamamen ortadan kalktığı dönemdir. Tam iyileşmeyle eş anlamlı değildir; hastalık geri dönebilir ve bu nedenle koruyucu tedavi çoğu zaman sürdürülür. Bipolar bozukluk gibi dönemsel seyreden tablolarda tedavinin hedefi belirtileri yok etmek kadar remisyon dönemlerini uzatmaktır. Bu dönemde en sık sorulan soru şudur: “Kendimi iyi hissediyorum, ilacı bırakabilir miyim?” İlgili sayfalar: Bipolar Bozukluk, Majör Depresyon
Risk faktörü
Risk faktörü, bir rahatsızlığın ortaya çıkma olasılığını artıran etkendir. Genetik yatkınlık, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları, madde kullanımı ve süregiden stres psikiyatride sık anılan risk faktörleridir. Risk faktörü taşımak hastalanmak anlamına gelmez; olasılığı yükseltir. Risk faktörlerinin bir kısmı değiştirilemez, bir kısmı ise uyku düzeni ve madde kullanımı gibi üzerinde çalışılabilir alanlardır. Çocuklukta uzun süreli ihmal yaşamış olmak bir risk faktörüdür; aynı yaşantıyı geçirenlerin bir bölümünde hiçbir ruhsal bozukluk gelişmez. İlgili sayfalar: Şizofreni, Bipolar Bozukluk, Agorafobi
Ruhsal durum muayenesi
Ruhsal durum muayenesi, görüşme sırasında kişinin görünümü, davranışı, konuşması, duygudurumu, düşünce içeriği, algısı, dikkati, belleği ve içgörüsünün sistemli biçimde değerlendirilmesidir. Bedensel muayenenin ruhsal karşılığı sayılır. Tek başına tanı koydurmaz; alınan öykü, kişinin geçmişi ve gerekli tetkiklerle birleştirilerek yorumlanır. Her görüşmede yinelenerek zaman içindeki değişimin izlenmesine de olanak tanır. Hekimin görüşme boyunca göz teması, konuşma hızı ve düşünce akışını not alması ruhsal durum muayenesinin bir parçasıdır.
Ruminasyon (zihinsel geviş getirme)
Ruminasyon, aynı olumsuz düşünce ya da anının bir çözüme ulaşmadan tekrar tekrar zihinde döndürülmesidir. Kişi sorunu çözdüğünü sanır, oysa yalnızca üzüntüyü uzatır. Depresyonda ve yaygın anksiyete bozukluğunda süreklilik kazanır, uykuya dalmayı güçleştirir. Problem çözmeden farkı, bir eyleme ya da karara varmamasıdır. Danışanlar bunu “o konuşmayı kafamda yüz kere oynattım, her seferinde başka bir cümlemi beğenmedim” diye anlatır. İlgili sayfalar: Majör Depresyon, Yaygın Anksiyete Bozukluğu
S
Sandalye çalışması
Sandalye çalışması, kişinin içindeki farklı yanları ya da hayatındaki kişileri boş bir sandalyeye yerleştirip onlarla konuşmasıdır. Söylenemeyen sözler sesli hale gelir, iç çatışma odada görünür olur. Şema terapide ve bütünleştirici yaklaşımlarda kullanılır. Amaç rol yapmak değil, duyguya sözcük ve yön kazandırmaktır. Kişi karşı sandalyeye eleştirel sesini oturtur, sonra yer değiştirip o sese kendi adına yanıt verir. İlgili sayfalar: Şema Terapi
Sanrısal bozukluk (hezeyanlı bozukluk)
Sanrısal bozukluk, en az bir ay süren bir ya da daha fazla sanrının bulunması, buna karşılık şizofreniye özgü diğer belirtilerin görülmemesidir. Kişinin genel işlevselliği büyük ölçüde korunur; sanrının dışındaki alanlarda davranışı olağandışı değildir. Bu nedenle çevresi tarafından uzun süre fark edilmeyebilir. Kıskançlık, takip edilme ya da bedensel hastalık içerikli sanrılar en sık görülen türleridir. İlgili sayfalar: Şizofreni
Savunma mekanizması
Savunma mekanizması, kaygı yaratan düşünce ve duygulara karşı zihnin bilinçdışı olarak geliştirdiği korunma biçimidir. Kendi başına bir hastalık belirtisi değildir; herkes kullanır. Katılaştığında, gerçeği aşırı çarpıttığında ya da ilişkileri zedelediğinde sorun haline gelir. Olgunluk düzeyine göre sınıflandırılır ve psikoterapide örüntünün anlaşılmasında yol gösterici olur. Bir kaybın ardından duyguyu hiç hissetmemek kısa vadede koruyucu olabilir, aylarca sürdüğünde yas sürecini kilitler.
Serotonin
Serotonin, duygudurum, uyku, iştah ve dürtü denetimiyle ilişkilendirilen bir nörotransmitterdir. Depresyon ve obsesif kompulsif bozuklukta serotonin sistemini etkileyen ilaçların yararlı olması, bu sistemin ilgili olduğunu düşündürür. Ancak depresyonun yalnızca serotonin eksikliğinden kaynaklandığı görüşü güncel bilgilerle desteklenmemektedir. Serotoninin büyük bölümü sindirim sisteminde bulunur; bu durum bağırsak ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiye dair araştırmaların çıkış noktalarından biridir. Serotonin sistemini etkileyen ilaçların hem depresyonda hem obsesif kompulsif bozuklukta işe yaraması, bu sistemin iki tabloda da rol oynadığını düşündürür. İlgili sayfalar: Majör Depresyon, OKB
Sınırlı yeniden ebeveynlik
Sınırlı yeniden ebeveynlik, şema terapide terapistin, kişinin çocuklukta karşılanmamış temel duygusal ihtiyaçlarına terapi ilişkisinin sınırları içinde karşılık vermesidir. Amaç, ihtiyacın terapi ortamında güvenli biçimde deneyimlenmesi ve kişinin bunu zamanla kendi başına sürdürebilir hale gelmesidir. Buradaki sınırlı sözcüğü önemlidir: terapist ebeveynin yerini almaz, mesleki çerçeve içinde kalır. Terapist, danışanın çocuklukta karşılanmamış güven ihtiyacına seans içinde tutarlı ve öngörülebilir davranarak karşılık verir; bu, terapi ilişkisinin sınırları içinde kalır. İlgili sayfalar: Şema Terapi
Siklotimi (siklotimik bozukluk)
Siklotimi, en az iki yıl boyunca hipomani belirtileriyle hafif depresif belirtilerin dönüşümlü olarak sürdüğü, ancak hiçbirinin tam atak ölçütlerini karşılamadığı bir duygudurum bozukluğudur. Dalgalanma sürekli olduğu için kişi bunu hastalık değil, mizacının doğal bir parçası sanabilir. Yakınları bunu “hep iniş çıkışlıdır, hangi halde olduğunu sabah anlarsın” diye tarif eder. İlgili sayfalar: Bipolar Bozukluk
Sirkadiyen ritim (biyolojik saat)
Sirkadiyen ritim, uyku, uyanıklık, vücut sıcaklığı ve hormon salınımının yaklaşık yirmi dört saatlik bir döngü içinde düzenlenmesidir. Işık bu ritmi ayarlayan en güçlü etkendir. Vardiyalı çalışma, gece ışığa maruz kalma ve düzensiz uyku saatleri ritmi bozar; bu bozulma duygudurum bozukluklarının hem sonucu hem tetikleyicisi olabilir. Gece geç saatlere kadar ekran ışığına maruz kalmak uykuya dalma saatini geciktirerek sirkadiyen ritmi kaydırır. İlgili sayfalar: Bipolar Bozukluk
Sistematik duyarsızlaştırma
Sistematik duyarsızlaştırma, korku veren durumlara gevşeme eşliğinde en az kaygı verenden başlayarak kademeli yaklaşma yöntemidir. Önce bir kaygı basamağı listesi hazırlanır, sonra her basamakta kaygı azalana kadar kalınır. Fobilerin tedavisinde kullanılır. Maruz bırakmadan farkı, her adımda bir gevşeme tekniğinin eşlik etmesidir. Asansör korkusunda önce kapalı kapıya bakmak, sonra içeri girip beklemek, en son tek başına bir kat çıkmak sırasıyla çalışılır. İlgili sayfalar: Agorafobi, Sosyal Fobi
SNRI (serotonin-noradrenalin geri alım inhibitörü)
SNRI, hem serotonin hem noradrenalin sistemini etkileyen antidepresan grubudur. Depresyon ve kaygı bozukluklarının yanı sıra bazı kronik ağrı tablolarında da kullanılır. Hangi antidepresan grubunun tercih edileceği kişinin belirti örüntüsü, eşlik eden bedensel durumları ve önceki tedavi yanıtına göre belirlenir. Tedavi yanıtı kişiden kişiye değişir; ilk denenen ilaç yeterli gelmediğinde grup değişikliği gündeme gelebilir. Yaygın anksiyete bozukluğunda SSRI ile yeterli yanıt alınamadığında hekim SNRI grubuna geçmeyi değerlendirebilir. İlgili sayfalar: Sosyal Fobi, Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Somatizasyon (bedenselleştirme)
Somatizasyon, ruhsal sıkıntının bedensel belirtiler biçiminde ortaya çıkmasıdır. Ağrı, yorgunluk, mide-bağırsak şikâyetleri ve nörolojik belirtiler sık görülür. Belirtiler gerçektir; kişi bunları uydurmaz ya da abartmaz. Tıbbi incelemeler bulguyu açıklayacak yeterli bir nedeni ortaya koymadığında ruhsal değerlendirme gündeme gelir. Kişi ısrarla bedensel bir neden ararken tekrarlayan tetkikler kaygıyı daha da artırabilir; bu döngünün kırılması tedavinin önemli bir parçasıdır. “Bütün tetkikleri yaptırdım, hiçbir şey çıkmıyor; ama benim ağrım gerçek” cümlesi bu tabloda sıkça kurulur. İlgili sayfalar: Bedensel Belirti Bozukluğu
Sosyal fobi (sosyal kaygı bozukluğu)
Sosyal fobi, başkaları tarafından değerlendirilme ihtimali olan durumlarda belirgin ve sürekli kaygı duyulmasıdır. Konuşma yapmak, yemek yerken izlenmek ya da tanımadık biriyle sohbet etmek tetikleyici olabilir. Utangaçlıktan farkı, kaygının süreklilik kazanması ve kaçınmanın hayatı daraltacak düzeye ulaşmasıdır. Kişi çoğu zaman korkusunun orantısız olduğunu bilir ama bu bilgi kaygıyı azaltmaz. Danışanlar bunu “toplantıda söyleyeceğim cümleyi içimden defalarca prova ediyorum, sonra hiç söylemiyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Sosyal Fobi
SSRI (seçici serotonin geri alım inhibitörü)
SSRI, sinir hücreleri arasındaki serotoninin geri alımını yavaşlatarak etkisini artıran antidepresan grubudur. Depresyon, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk ve sosyal fobi tedavisinde ilk seçenekler arasındadır. Etkisi genellikle iki ila dört hafta içinde belirginleşir. Ani bırakılması kesilme belirtilerine yol açabileceğinden doz kademeli azaltılır. İlk günlerde bulantı ya da huzursuzluk görülebilir; bu belirtiler çoğu zaman asıl etki ortaya çıkmadan önce hafifler. İlgili sayfalar: Panik Bozukluk, OKB
Stres yönetimi
Stres yönetimi, zorlanma yaratan durumların ve bunlara verilen bedensel ve duygusal tepkilerin planlı biçimde düzenlenmesidir. Kaynağı azaltmak, tepkiyi yumuşatmak ve toparlanma süresini kısaltmak olmak üzere üç düzeyde çalışır. Nefes çalışması, düzenli uyku, fiziksel etkinlik ve sınır koyma en sık kullanılan bileşenlerdir. Haftalık takvimde toparlanmaya ayrılmış boş bir zaman dilimi bırakmak, tepkiyi değil kaynağı hedefleyen bir adımdır. İlgili sayfalar: Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Şema
Şema, çocukluk ve ergenlik döneminde temel duygusal ihtiyaçların yeterince karşılanmaması sonucu oluşan, yaşam boyu tekrarlayan düşünce, duygu ve ilişki kalıbıdır. Terk edilme, kusurluluk, güvensizlik ve yetersizlik sık görülen şemalar arasındadır. Şema terapinin merkezinde bu kalıpların tanınması ve dönüştürülmesi yer alır. “Hep aynı filmi izliyorum sanki, her ilişkide aynı yere geliyorum” ifadesi şemanın tekrarlayan doğasını anlatır. İlgili sayfalar: Şema Terapi, Borderline Kişilik Bozukluğu
Şema modu
Şema modu, kişinin belirli bir andaki baskın duygu, düşünce ve davranış bütünüdür. Şemalar kalıcı örüntülerken modlar an içinde değişir; kişi aynı gün içinde birkaç mod arasında geçiş yapabilir. Şema terapide çalışma çoğu zaman şemalar yerine modlar üzerinden yürütülür. Sabah kendini yetersiz hisseden, öğleden sonra tümüyle ilgisizleşen bir kişide iki farklı moddan söz edilir. İlgili sayfalar: Şema Terapi
Şizoaffektif bozukluk
Şizoaffektif bozukluk, şizofreniye özgü belirtiler ile majör depresyon ya da mani dönemlerinin birlikte görüldüğü tablodur. Tanı için psikotik belirtilerin, duygudurum belirtilerinin bulunmadığı dönemlerde de en az iki hafta boyunca sürmüş olması aranır. Tedavide hem antipsikotik hem duygudurum düzenleyici yaklaşımlar birlikte planlanabilir. Bu koşul, duygudurum bozukluğunun seyrinde ortaya çıkan psikotik belirtilerden ayırt edilmesini sağlar. İlgili sayfalar: Şizofreni, Bipolar Bozukluk
Şizofreni
Şizofreni, gerçeği değerlendirme yetisinin bozulduğu; sanrı, varsanı ve dezorganize düşünce gibi pozitif belirtilerle, içe kapanma, isteksizlik ve duygulanımda küntleşme gibi negatif belirtilerin bir arada görüldüğü bir bozukluktur. Belirtilerin en az altı ay sürmesi ve bu sürenin bir bölümünde aktif belirtilerin bulunması beklenir. Zekâ kaybı değil, düşüncenin örgütlenmesindeki bozulma söz konusudur. Tedaviyle belirtiler büyük ölçüde denetlenebilir; erken başlanması işlevselliğin korunmasında belirleyicidir. İlgili sayfalar: Şizofreni
Şizofreniform bozukluk
Şizofreniform bozukluk, şizofreniyle aynı belirtilerin bir aydan uzun ama altı aydan kısa sürmesidir. Belirtiler altı ayı aşarsa tanı şizofreniye çevrilir. Geçici bir başlık gibi görünse de tedavi yaklaşımı sürenin tamamlanması beklenmeden başlatılır. Bir bölümü şizofreniye ilerlemez ve tam düzelmeyle sonuçlanır. Bu tanı, sürenin dolmasını beklerken tedavinin ertelenmemesi için tanımlanmıştır. İlgili sayfalar: Şizofreni
Şizoid kişilik bozukluğu
Şizoid kişilik bozukluğu, sosyal ilişkilerden kopukluk ve duyguların dışa vurumunda belirgin sınırlılıkla giden bir örüntüdür. Kişi yalnızlığı tercih eder, yakın ilişki arayışı taşımaz ve övgü ya da eleştiriye kayıtsız görünür. Kaçıngan örüntüden farkı, yakınlık isteğinin hiç bulunmamasıdır. Kaçıngan kişi ister ama korkar; şizoid kişi zaten istemez — ayrım tam olarak burada kurulur. İlgili sayfalar: Kaçıngan Kişilik Bozukluğu
Şizotipal kişilik bozukluğu
Şizotipal kişilik bozukluğu, yakın ilişkilerde belirgin rahatsızlık ile birlikte olağandışı düşünce, algı ve davranışların görüldüğü bir örüntüdür. Tuhaf inanışlar, alışılmadık algısal yaşantılar ve kendine özgü konuşma biçimi dikkat çeker. Kişilik bozuklukları arasında sayılmakla birlikte psikotik bozukluklarla aynı yelpazede de değerlendirilir. Belirtiler gerçeği değerlendirme yetisini bozacak düzeye ulaşmaz; bu yönüyle şizofreniden ayrılır. İlgili sayfalar: Şizofreni
T
Tedaviye uyum (kompliyans)
Tedaviye uyum, kişinin ilacını önerilen dozda ve sürede kullanması, görüşmelere düzenli gelmesi ve üzerinde anlaşılan plana bağlı kalmasıdır. Yan etkiler, damgalanma kaygısı, belirtilerin erken düzelmesi ve karmaşık ilaç şemaları uyumu güçleştirir. Uyumun açıkça konuşulabilir hale gelmesi tedavi sonucunu doğrudan etkiler. Kişiler bunu sık sık “bir süre kullandım, iyileşince kendi kendime azalttım” diye anlatır. İlgili sayfalar: Majör Depresyon, Şizofreni
Temel duygusal ihtiyaçlar
Temel duygusal ihtiyaçlar, sağlıklı gelişim için gerekli görülen çekirdek ihtiyaçlardır: güvenli bağlanma, özerklik, gerçekçi sınırlar, duyguları ifade edebilme ve kendiliğindenlik. Şema terapiye göre bu ihtiyaçların erken dönemde yeterince karşılanmaması, yaşam boyu süren uyumsuz şemaların oluşmasına zemin hazırlar. İhtiyaçların karşılanmaması kadar aşırı karşılanması da farklı şema örüntülerine zemin hazırlayabilir. Duygularını ifade ettiğinde susturulan bir çocuk, yetişkinlikte ne istediğini söylemekte zorlanabilir; karşılanmamış ihtiyaç böyle iz bırakır. İlgili sayfalar: Şema Terapi
Temel inanç (çekirdek inanç)
Temel inanç, kişinin kendisi, başkaları ve dünya hakkında taşıdığı derin, çoğu zaman sorgulanmamış kanaatlerdir. Yetersizim, sevilmeye değmem ya da kimseye güvenilmez gibi kalıplar tipik örneklerdir. Genellikle erken yaşam deneyimleriyle biçimlenir ve otomatik düşünceleri besleyen zemini oluşturur. Temel inançlar otomatik düşüncelere göre daha derinde yer aldıkları için değişimleri de daha uzun süre alır. “Ben zaten yetersizim” ya da “kimseye güvenilmez” gibi cümleler, sorgulanmamış temel inançların sesidir. İlgili sayfalar: Bağımlı Kişilik Bozukluğu, Kaçıngan Kişilik Bozukluğu
Tepki önleme (ERP)
Tepki önleme, maruz bırakma sırasında kişinin rahatlamak için başvurduğu kompulsiyonu yapmamasıdır. Obsesif kompulsif bozukluk tedavisinde maruz bırakmayla birlikte uygulanır ve ERP olarak anılır. Amaç, kompulsiyon yapılmadığında kaygının kendiliğinden azaldığının deneyimlenmesi ve kısır döngünün kırılmasıdır. Başlangıçta kaygının geçici olarak artması beklenen bir durumdur ve yöntemin işlediğinin göstergesi olarak değerlendirilir. Kapıyı kontrol etme dürtüsü geldiğinde kontrol etmeden beklemek ve kaygının kendiliğinden azaldığını görmek tepki önlemenin özüdür. İlgili sayfalar: OKB, Sağlık Kaygısı Bozukluğu
Terapi ödevi (ev ödevi)
Terapi ödevi, seansta öğrenilen becerinin seanslar arasında gerçek yaşamda denendiği uygulamalardır. Düşünce kaydı tutmak, kaygı veren bir durumu gözlemlemek ya da küçük bir davranışı denemek olabilir. Bilişsel davranışçı terapide değişimin büyük bölümü seans odasında değil, iki seans arasında gerçekleşir. Ödevin yapılamamış olması da terapide değerli bir bilgidir; engelin ne olduğu üzerinde çalışılır. “Ödev deyince gözüm korkmuştu” diyen danışanlar, bunların kısa gözlem ve denemeler olduğunu görünce rahatlar. İlgili sayfalar: Bilişsel Davranışçı Terapi
Terapide direnç
Terapide direnç, değişime yönelik istekle birlikte var olan, çoğu zaman farkında olunmayan geri durma eğilimidir. Ödevlerin yapılmaması, seansların ertelenmesi ya da konunun sürekli değiştirilmesi biçiminde görünür. Bir engel değil, üzerinde çalışılacak bir malzemedir; çoğu zaman değişimin neyi tehdit ettiğine dair bilgi taşır. “Gelmek istemediğim haftalar oldu” demek sürecin bittiği anlamına gelmez; bu isteksizliğin kendisi üzerinde çalışılacak bir konudur. İlgili sayfalar: Şema Terapi
Terapötik ittifak
Terapötik ittifak, danışan ile terapist arasındaki güven, ortak hedef ve işbirliği bağıdır. Uygulanan yöntemden bağımsız olarak sonucu en güçlü öngören etkenlerden biri kabul edilir. İttifakın zedelendiği anların konuşulabilmesi, açıkça onarılması ve sürecin içine alınması terapinin kendisi kadar önemlidir. Zedelenmenin gizlenmesi ise çoğu zaman terapinin erken bırakılmasıyla sonuçlanır. Danışanın bir seansta anlaşılmadığını söyleyebilmesi ve bunun açıkça ele alınması, ittifakın onarıldığı bir andır. İlgili sayfalar: Bireysel Terapi
Tetikleyici
Tetikleyici, var olan yatkınlık zemininde belirtileri başlatan ya da şiddetlendiren etkendir. Kayıp, ayrılık, iş değişikliği, uykusuzluk ve madde kullanımı sık rastlanan tetikleyicilerdir. Kişiye özgü tetikleyicilerin tanınması, tedavide nüksün önlenmesi açısından önem taşır. Tetikleyicilerin günlük tutularak izlenmesi, hangi durumların belirtileri artırdığını görünür kılar. Bu kayıt hem kişiye hem hekime yol gösterir. “Ne zaman o konu açılsa başlıyor” ifadesi kişiye özgü tetikleyiciyi işaret eder; bu tür örüntüleri fark etmek tedavide yol gösterir. İlgili sayfalar: Majör Depresyon, Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu, Panik Bozukluk
Tıkınırcasına yeme
Tıkınırcasına yeme, belirli bir zaman diliminde çoğu kişinin yiyebileceğinden belirgin şekilde fazla miktarda yemenin, yeme üzerindeki kontrol kaybı hissiyle birlikte yaşanmasıdır. Nöbet sırasında hızlı yeme, tokluk hissine rağmen devam etme ve ardından suçluluk duyma sıktır. Bulimiadan farkı, telafi edici davranışların düzenli olarak bulunmamasıdır. “Başlayınca duramıyorum, sonra hem tok hem çok utanmış oluyorum” biçiminde aktarılır. İlgili sayfalar: Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu, Obezite ve Psikiyatri
Tıkınırcasına yeme bozukluğu
Tıkınırcasına yeme bozukluğu, kısa sürede olağandışı miktarda yemenin, o sırada denetimi kaybetme hissiyle birlikte yinelemesidir. Bulimiya nervozadan farkı, ardından kusma ya da aşırı egzersiz gibi telafi davranışlarının bulunmamasıdır. Ataklara çoğu zaman utanç ve suçluluk eşlik eder. Danışanlar bunu “aç olmadığımı biliyorum ama duramıyorum, sonra da kendimden utanıyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu, Obezite ve Psikiyatri
Tik bozuklukları ve Tourette
Tik, ani, hızlı ve yineleyici hareket ya da seslerdir. Tourette bozukluğu, hem hareket hem de ses tiklerinin bir yıldan uzun süre birlikte bulunmasıdır. Tikler kısa süre bastırılabilir ama bastırmak gerginliği artırır ve ardından daha yoğun ortaya çıkmalarına yol açar. Stres, yorgunluk ve heyecanla belirginleşirler. Obsesif kompulsif bozukluk ve dikkat eksikliğiyle birlikte görülmesi sık rastlanan bir durumdur. İlgili sayfalar: OKB
TMS (transkraniyal manyetik uyarım)
TMS, kafa derisi üzerine yerleştirilen bir bobinle beynin belirli bölgelerinin manyetik alan aracılığıyla uyarılmasıdır. Anestezi gerektirmez, kişi işlem sırasında uyanıktır. İlaç tedavisine yeterli yanıt alınamayan ya da ilaç kullanamayan kişilerdeki depresyon tablolarında ek seçenek olarak değerlendirilir. Seanslar birkaç hafta boyunca düzenli aralıklarla sürdürülür. En sık bildirilen yan etkiler uygulama bölgesinde geçici ağrı ve baş ağrısıdır; kişi seans sonrası günlük işine dönebilir. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Tolerans
Tolerans, bir maddenin ya da ilacın aynı dozda giderek daha az etki göstermesi ve eski etkiyi elde etmek için dozun artırılması gereğidir. Bağımlılık gelişiminin temel bileşenlerinden biridir. Alkol, uyku ilaçları ve bazı ağrı kesicilerde belirgindir. Tolerans geliştikçe yoksunluk belirtilerinin şiddeti de artar. Kişiler bunu “başta yarım tablet yetiyordu, şimdi bir tane alsam bile eskisi gibi olmuyor” diye anlatır. İlgili sayfalar: Teknoloji Bağımlılığı
Transferans / karşı transferans (aktarım)
Transferans, danışanın geçmiş ilişkilerine ait duygu ve beklentileri terapiste yöneltmesidir; karşı transferans ise terapistin danışana karşı geliştirdiği duygusal tepkilerdir. İkisi de terapinin engeli değil malzemesidir. Fark edildiklerinde kişinin ilişki örüntüsünü kuramsal olarak değil, odada canlı biçimde gözlemleme ve üzerinde çalışma imkânı sunarlar. Danışanın terapistin sessizliğini onaylamama olarak yorumlaması, geçmiş bir ilişki örüntüsünün odaya taşındığını gösterebilir. İlgili sayfalar: Bireysel Terapi
Travma
Travma, kişinin baş etme kapasitesini aşan, güvenlik duygusunu sarsan yaşantıdır. Tek seferlik olabileceği gibi uzun süreye yayılabilir. Aynı olay herkeste travmatik etki yaratmaz; belirleyici olan olayın kendisi kadar kişinin o dönemdeki kaynakları ve destek sistemidir. Travma sonrası herkeste kalıcı belirti gelişmez; birçok kişi zaman içinde kendiliğinden toparlanır. “O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı” ifadesi, güvenlik duygusundaki kırılmayı anlatır. İlgili sayfalar: Borderline Kişilik Bozukluğu, Obezite ve Psikiyatri, Bedensel Belirti Bozukluğu
Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB)
Travma sonrası stres bozukluğu; ölüm, ciddi yaralanma ya da cinsel saldırı gibi bir olaya maruz kalmanın ardından gelişen tablodur. İstenmeden gelen anılar, kâbuslar, hatırlatıcılardan kaçınma, olumsuz düşünce ve duygu değişiklikleri ile aşırı tetikte olma bir aydan uzun sürer. Kişiler bunu “o an bitti ama bedenim hâlâ o gün gibi tepki veriyor” diye anlatır. İlgili sayfalar: Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Trikotillomani (saç yolma bozukluğu)
Trikotillomani, kişinin kendi saçını ya da kılını yineleyici biçimde yolması ve bunu azaltma girişimlerinin başarısız olmasıdır. Sonuçta gözle görülür bir kıl kaybı oluşur. Davranış çoğu zaman gerginlik anlarında ya da dalgınlıkla, farkına varılmadan ortaya çıkar. Kişi saç kaybını şapka, eşarp ya da saç modeliyle gizlemeye çalışabilir. Kişiler bunu “ders çalışırken farkında olmadan yapıyorum, sonra elimde saç görüyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: OKB
Tükenmişlik (tükenmişlik sendromu)
Tükenmişlik, uzun süreli işyeri stresinin yeterince yönetilememesi sonucu ortaya çıkan tükenme, işe karşı mesafelenme ve verimlilikte azalma halidir. ICD-11’de mesleki bir olgu olarak tanımlanır; ruhsal bozukluk sayılmaz. Depresyonla karışabildiği için ayırıcı değerlendirme gerekir. Ayrımın temel ölçütü, belirtilerin işle sınırlı kalıp kalmadığıdır; depresyonda hayatın tamamı etkilenir. Kişiler bunu “tatilde bile dinlenmiş hissetmiyorum, pazar akşamı içim daralıyor” diye anlatır. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
U
Uyku hijyeni
Uyku hijyeni, uykunun kalitesini artıran alışkanlıkların bütünüdür. Her gün aynı saatte kalkmak, yatak odasını yalnızca uyku için kullanmak, akşam kafein ve parlak ışıktan kaçınmak ve uykuya dalamadığında yatakta uzun süre beklememek temel önerilerdir. Uykusuzluğun davranışsal tedavisinin başlangıç basamağını oluşturur. Danışanlar çoğu zaman “erken yatıyorum ama saatlerce dönüp duruyorum” der; burada asıl mesele yatakta geçen uyanık süredir. İlgili sayfalar: Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Uykusuzluk (insomnia)
Uykusuzluk, uykuya dalmakta, uykuyu sürdürmekte ya da dinlenmiş olarak uyanmakta yaşanan güçlüktür. Ruhsal bozuklukların hem belirtisi hem tetikleyicisi olabilir: depresyonda sabah erken uyanma, mani döneminde uyku ihtiyacında belirgin azalma tipiktir. Süresi ve gündüz işlevselliğine etkisi değerlendirilerek ele alınır. Uykusuzluğun tek başına ele alınması yeterli olmayabilir; altta yatan ruhsal tablo değerlendirilmeden kalıcı düzelme güçtür. “Yatağa giriyorum ama beynim bir türlü kapanmıyor” en sık duyulan tariftir. İlgili sayfalar: Bipolar Bozukluk, Majör Depresyon
Uyum bozukluğu
Uyum bozukluğu, tanımlanabilir bir yaşam olayının ardından üç ay içinde başlayan, beklenenden yoğun duygusal ya da davranışsal tepkidir. İşten çıkarılma, ayrılık, taşınma ya da hastalık tanısı sık görülen tetikleyicilerdir. Belirtiler genellikle stres kaynağı ortadan kalktıktan sonraki altı ay içinde geriler. Depresyondan ayrılması, belirtilerin belirli bir olaya bağlı olması ve tam depresyon ölçütlerini karşılamamasıyla olur. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Uzamış yas bozukluğu
Uzamış yas bozukluğu, bir yakının kaybından sonra özlemin ve kayıpla zihinsel meşguliyetin, olağan yas sürecinin ötesinde yoğunlukta ve süregen biçimde devam etmesidir. Kişi hayatını yeniden kuramaz, kaybın gerçekliğini kabul etmekte zorlanır. Tanı el kitaplarına yakın dönemde eklenmiş bir başlıktır. Kişiler bunu “herkes devam etti, ben hâlâ o günün içinde yaşıyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Majör Depresyon
Y
Yan etki
Yan etki, ilacın hedeflenen etkisi dışında ortaya çıkan istenmeyen etkilerdir. Psikiyatri ilaçlarında bulantı, uyku hali, ağız kuruluğu, cinsel işlev değişiklikleri ve kilo değişimi bildirilebilir. Çoğu yan etki ilk haftalarda görülüp azalır. Rahatsız edici yan etkiler ilacı bırakmadan önce hekimle paylaşılmalıdır. “İlacı başladım ama midem bulandı, bırakayım mı?” sorusu ilk haftalarda sıkça gelir; çoğu yan etki geçicidir ve karar hekimle birlikte verilir. İlgili sayfalar: Obezite ve Psikiyatri, Majör Depresyon
Yaygın anksiyete bozukluğu
Yaygın anksiyete bozukluğu, gündelik konularla ilgili denetlenemeyen endişenin en az altı ay boyunca çoğu gün sürmesidir. Endişe tek bir konuya bağlı değildir; iş, sağlık, para ve yakınların güvenliği arasında yer değiştirir. Kas gerginliği, huzursuzluk, yorgunluk ve uyku sorunları eşlik eder. Kişiler bunu “bir şey olmadığında bile bir şey olacakmış gibi hissediyorum” diye anlatır. İlgili sayfalar: Yaygın Anksiyete Bozukluğu
Yoksunluk
Yoksunluk, bağımlılık geliştirilen madde ya da davranıştan uzak kalındığında ortaya çıkan huzursuzluk tablosudur. Sinirlilik, odaklanma güçlüğü, uyku bozukluğu ve yoğun istek eşlik edebilir. Davranışsal bağımlılıklarda da gözlenir: teknoloji bağımlılığında cihazdan uzak kalınan sürede benzer belirtiler bildirilir. Tolerans ile birlikte bağımlılığın temel göstergelerindendir. “Telefonu elimden bırakınca huzursuz oluyorum, farkında olmadan elim ona gidiyor” biçiminde anlatılır. İlgili sayfalar: Teknoloji Bağımlılığı